30 Haziran 2015 Salı

Kitap/İnceleme: The Book of Ivy/Kurucunun Kızı - Amy Engel


The Book of Ivy/Kurucunun Kızı
The Book of Ivy #1
Amy Engel

Orijinal Basım Yılı: 2014
Çeviri Basım Yılı: 2015
Yayınevi: Yabancı Yayınları

Goodreads Puanı: 4.24/5
Benim Puanım: 3/5








İkinci kitabın incelemesi için.
Nükleer savaşın üzerinden yıllar geçmiş. Dünya berbat durumda, insanlar hayatta kalma savaşı veriyor, çoğu ölüyor. Bu karmaşa içinde bir grup hayatta kalmayı başarıyor; ama bu da kolay olmuyor. Kimin ülkeyi yöneteceğine dair süregelen anlaşmazlıklardan sonra kurucular olan Westfall ailesi devriliyor, yerine Lattimer ailesi geçiyor. 

Westfall ailesi de bundan memnun değil. Ailenin gücünü geri kazanması için yaptıkları bir plan var, ve planın başarısı kurucunun kızının, Ivy'nin yeni kocası Bishop'ı öldürmesine bağlı.

Kitap: NetGalley – %100

Blogda da birkaç yerde söz ettiğim üzere, NetGalley'deki gönderdiğim geribildirimin onaylandığım kitaplara oranını %100'e çıkarmaya çalışıyordum, daha mantıklı bir şekilde açıklarsam şimdiye kadar bana gönderilen tüm kitapları okuyup incelemelerini yazmaya çalışıyordum. Sonunda başardım!

(Evet, alkış bekliyorum)

28 Haziran 2015 Pazar

Spor: 2015 Wimbledon'dan Önce


Tarihin en prestijli turnuvalarından olan Wimbledon yarın başlıyor. Dört Grand Slam arasında belki de en özeli Wimbledon. Onu bu kadar özel yapan ise kendine özgü kuralları, saatlerce hatta günlerce sürmüş olan inanılmaz maçları ve tabii ki unutulmaz şampiyonlukları. Bir zamanlar Boris Becker’in domine ettiği daha sonra Roger Federer’in de egemen olduğu bu muhteşem turnuva, yine her zaman ki ihtişamlı çim kortuyla unutulmaz anlara sahne olmaya hazır. İşte böyle bir durumda bir yazı yazmamak olmazdı.

Bu Hafta - 28 Haziran 2015

Bu Hafta yazımı geçen haftayla birleştirmeye karar verdim çünkü geçen hafta çok yazabileceğim birşey yoktu. Birleştirince daha iyi oldu sanki.

Ne Okudum ?

Geçen hafta Jojo Moyes’un Senden Önce Ben isimli romanını okumuştum. Bu okuduğum ilk Jojo Moyes kitabıydı. Akıcı bir dille yazılmış, çok rahat okunan sürükleyici bir kitaptı. Kitabı sonu, konusuna bakıldığında biraz ironikti ama yine de sevdim kitabı. Belki sonra başka Jojo Moyes kitapları da okurum. Bu hafta ise Erin Morgenstern’in Gece Sirki isimli romanına başladım. İlk başlarda pek ilgimi çekmemişti ama gittikçe ilginç olmaya başlıyor gibi. Onun daha yarısına gelebildim ama bir iki günde biter diye düşünüyorum.

Ne İzledim ?

Bu kategori her zamanki gibi çok dolu. Geçen hafta True Detective’in birinci sezonunu izlemeye başladım. Evet farkındayım biraz geç oldu ama birkaç bölümü kaçırınca sonra izlerim demiştim ve yaza kalmış oldu böylece. Onun dışında geçen hafta bir de The Good Wife’a başladım. Aslında arada sırada izliyorum onu ama baştan başlayayım demiştim. Gerçekten izlediğim en iyi dizilerden biri. İlk sezonunu bugün bitirdim. Birkaç gün içerisinde ilk sezonun incelemesini yazacağım. Sadece dizi izlemedim tabii ki. Dün Still Alice’i izledim, Julianne Moore inanılmazdı ve filmde çok güzeldi. Zaten incelemesini de yazmıştım, buradan ulaşabilirsiniz. Dün bir de Inside Out’u izledim. O da çok komik ve eğlenceliydi. Kesinlikle Pixar’ın yaptığı en iyi animasyonlardan biri.

Ne Dinledim ?
Burada yine pek bir yenilik yok, o yüzden birşey yazamayacağım. Ama yine de radyoda daha önce duymadığım eski bir U2 şarkısıyla karşılaştım, bari onu ekleyeyim aşağıya. Şarkının adı Mysterious Ways.  


Kesinlikle İzlemelisin: Still Alice (2014)


Kısa bir aradan sonra yine bir film incelemesiyle geri döneyim dedim. Geçen sene Sony’nin hacklenmesiyle birlikte internete düşen filmlerden biri olan Still Alice, sinemada izlemeyi çok istediğim ama bir türlü vakit bulamadığım için izleyemediğim filmlerden biriydi, ancak televizyona gelince izleyebildim ve sanırım izlediğim en gerçekçi, en etkileyici filmlerden biriydi. Gerçekçiden ne kast ettiğimi ileride daha iyi anlayacaksınız muhtemelen.

Bu Hafta | 22 - 28 Haziran 2015

Ne Okudum?
Bu hafta, yine çoğu R2R olmak üzere (4 kitap sonra %100!) toplam 14 kitap okumuşum. Blogda inceleme yazmaya fırsat bulamadım, önümüzdeki haftalarda bu açığı kapatmak gibi bir umudum var. Gerçi NaNo da başlıyor, yazmak bir yana ne kadar okurum, orası da net değil.



Ne İzledim?
James Bond serisinin ilk üç filmini, Dr. No, From Russia with Love ve Goldfinger'ı izledim. Üçünün de beni pek etkilemediğini söylemeliyim; ama zaten sırasıyla 1962, 1963 ve 1964 yapımı olduklarını düşünürsek normal sanki.









Ne Dinledim?
Yeni bir şeyler dinlemediğim onca zamandan sonra cuma günü oturup üç albüm birden dinledim: Fozzy - Do You Wanna Start a War, Breaking Benjamin - Dark Before Dawn, Cain's Offering - Scarecrow. Pazar sabahı da Passenger - Whispers ve Stone Sour - Meanwhile in Burbank dinledim. Son üçünün incelemelerini yazmayacağım; ama kısaca, Scarecrow fena değildi ama tekrar dinlemeyi düşünmüyorum; Whispers'ı bitirmeye katlanamadım, hiç hoşuma gitmedi; Meanwhile in Burbank'se oldukça güzeldi.

27 Haziran 2015 Cumartesi

Camp National Novel Writing Month 2015'e Beş Gün Kaldı



National Novel Writing Month, kısa adıyla NaNoWriMo, her yılın kasım ayında yapılan ve bir ay içinde 50k kelime yazmak hedeflenen, uluslararası bir etkinlik. Organizatörleri her yılın nisan ve temmuz aylarında Camp NaNoWriMo adlı bir başka etkinlik de düzenliyorlar. Bunun farkı yazacağın kelime sayısını kendin belirlemen ve isteğe bağlı olarak 12 kişilik sanal "kulübelerde" (cabin) barınman.
Ben bu nisanda katılma fırsatı bulamadım, bu nedenle temmuz kampını sabırsızlıkla bekliyorum. Bu ay 100k kelimeyle katılacağım. 

26 Haziran 2015 Cuma

Müzik/İnceleme: Fozzy - Do You Wanna Start a War


Do You Wanna Start a War
Fozzy

Çıkış Tarihi: 18 Temmuz 2014












Do You Wanna Start a War, oldukça çeşitli bir albüm. Şarkıların çoğu hard-rock/heavy metal türünde ve geri kalan kısımlar da bu yoldan çok sapmıyor; ama yine de sırayla dinlerken şarkılar arasında bir kopukluk, uyumsuzluk, belki biraz da özensizlik seziyorsunuz. Bunun kasıtlı bir hamle olup olmadığını bilmiyorum; ama şahsen sanmıyorum, bana daha çok hangi şarkıların bu albümde olacağı seçilmiş, sonra da şarkılar olabildiğince uyumlu bir sırada yerleştirilmiş gibi görünüyor.


Şarkıların çeşitliliği, albümde sevebileceğim şarkı bulma ihtimalimi büyük ölçüde arttırdı elbette ve şu anda bana birkaç tane favori bile kazandırdı gibi duruyor. Zaten en baştan başlayıp dinlediğinizde Do You Wanna Start a War (1. şarkı), Lights Go Out (3.), Brides of Fire (6.), SOS (11. şarkı, aynı zamanda bir ABBA cover'ı) sonraki şarkılara geçerken bile aklınızda kalıyor. Diğerleri hakkındaki düşüncelerim oldukça değişebildiği için iyi ya da kötü gibisinden bir şey söylememeyi tercih ediyorum; ama şu anda geri kalanların çoğunu tekrar dinlemeye niyetli olmadığımı belirtebilirim.

Her ne kadar bu albüm bende çok büyük etkiler yaratmış olmasa da Fozzy, daha sonra diğer albümleriyle de şansımı deneyeceğim gruplar arasına girdi bile.

25 Haziran 2015 Perşembe

Müzik/İnceleme: Breaking Benjamin - Dark Before Dawn


Dark Before Dawn
Breaking Benjamin


Çıkış Tarihi: 23 Haziran 2015












Şurada heyecanla herkese duyurduktan sonra sonunda Dark Before Dawn albümünü dinleyebildim. Albüm hakkında ne düşündüğümden çok da emin değilim işin aslı.

Beni arada bırakan durum, albümün diğerlerinden farksız olması. Bu bir yandan iyi bir şey, özellikle de kendileirni uzun zamandır dinleyen hayranların Breaking Benjamin'in bu yeni setle birlikte bambaşka bir şeye dönüşeceğinden ne kadar korktuğunu düşünürsek. Öte yandan, dinlerken özellikle ilgimi çeken ya da en azından kulağa diğerlerinden farklı gelen, iyi ya da kötü, hiçbir şarkı yoktu. Tek bir tane bile. Tek bir şarkıda Keith Wallen'ın sesini duyunca sırıttım, hepsi o. Bu iyi bir şey mi, kötü mü bilmiyorum; ama her ne kadar albümü hemen silmiş olmasam da tekrar dinleyeceğimden emin değilim.

Albümle ilgili en iyi şey, şarkıların genel modunun albüm kapağıyla olan uyumu. Albümün genel havası tam anlamıyla karanlık olmasa da iç açıcı da sayılmaz, dinlerken kapağı düşündüğünüzde 'yok ya, olmamış, ne işi var o kapağın böyle bir albümde' demiyorsunuz, sırf süs olsun diye yapılmış gibi durmuyor. İkinci bir şey olaraksa, ilk şarkının adı Dark, son şarkının adı Dawn. Bu benim gönlümü fethetti.

Özetle, beni pek cezbetmedi; ama kesinlikle kötü bir albüm değil. Deneyip kendiniz karar verin derim.

24 Haziran 2015 Çarşamba

Müzik/Haber: Heyecanla Beklediğim Albümler

Bu Hafta yazılarımda da görebileceğiniz gibi, bir süredir müzik dinlemeye pek fırsatım olmuyor. Dedim bir yolunu bulayım, önceki albümlerin çoğunu dinleme fırsatım olmadı, bari bir şekilde gelecek albümleri göz önünde bulundurayım, yeni çıkacak tüm albümleri araştırmaya başladım, dedim hazır hepsini takvimime eklerken bir de Müzik/Haber yazısı yazayım, tam olsun. Aşağıda heyecanla beklediğim hard-rock/heavy metal albümlerinin bir listesini bulabilirsiniz. Diğer müzik türlerine bakma şansım pek olmadı; ama bulduğum ilk fırsatta onları da değerlendireceğim kesin.
  • Breaking Benjamin - Dark Before Dawn (23 Haziran 2015): Bu dün çıktı; ama tahmin edeceğiniz üzere onu da dinleyemedim. Bu akşam kesin dinleyeceğim, yarın da incelemesini yazmış olmak gibi bir planım var. [Not: Yazdım. İnceleme şurada.]
  • Dragonforce - In The Line Of Fire [DVD] (10 Temmuz 2015)
  • Bobaflex - Anything that Moves (17 Temmuz 2015)
  • Bullet For My Valentine - Venom (14 Ağustos 2015)
  • Motörhead - Bad Magic (28 Ağustos 2015)
  • Five Finger Death Punch - Got Your Six (28 Ağustos 2015) [Çıkış tarihi 4 Eylül 2015'e ertelendi] [İnceleme burada.]
  • Iron Maiden - The Book of Souls (4 Eylül 2015)
Senenin sonraki aylarında çıkacak hard-rock/heavy metal albümleri içinde gözüme çarpan bir şey olmadı ki bu benim için büyük bir hayal kırıklığı. Diğer müzik türlerinde de ilgimi çeken bir şeyler olmazsa bazı albümleri dinleme işini senenin ilerleyen zamanlarına bırakma ihtimalim var; ama sanmıyorum.

21 Haziran 2015 Pazar

Bu Hafta | 15-21 Haziran 2015

Ne Okudum?
Geçen hafta okuyamamamın acısını bu hafta çıkardım, elime geçen her fırsatta kitap okudum. Özellikle kendimi bildim bileli evde olan, o ya da bu nedenlerle bir türlü okumadığım dünya klasiklerine verdim ilk sırayı; malum, Kitap Temizliği.
Bu hafta okuduklarımın hiçbirinin incelemesini yazmadığım için herhangi bir link yok; yıldızlılar da Kitap Temizliği etkinliğimin bir parçası.

  • For Whom the Bell Tolls?/Çanlar Kimin İçin Çalıyor? - Hemingway (3/5)*
  • The Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi - J.R.R. Tolkien (5/5)* - Metis Yayınları'nın 2007 basımlı tek cilt özel basımı. Üç kitap gücünde. 
  • Emek - Emile Zola (2/5) - Engin Yayıncılık'ın 1994 basımlı, iki cilt versiyonunu okudum. İkisine de 2/5 verdim.
  • The Eight/Sekiz - Katherine Neville (2/5)
  • Mutfak - Banana Yoshimoto (1/5) - Hikaye kitabı denebilir.
  • Twisted Dark, Volume 3 - Neil Gibson (4/5) - R2R


Ne İzledim?
The Disappearance of Eleanor Rigby üçlemesinin hepsini izledim. The Disappearance of Eleanor Rigby: Her olanları Eleanor'un gözünden anlatıyor, Him Conor'ın, Them de, filmi izledikten sonra keşfettiğim üzere, yalnızca ikisindeki sahnelerin kronolojik şekilde birleşmesinden oluşan, iki film izlemek istemeyenler için yapıldığını tahmin ettiğim iki saatlik versiyon.

Filmler hoştu; ama tatmin edici olduklarını iddia edemem. Daha dürüst davranmam gerekirse, ben izlerken bir hayli sıkıldım, nasıl onlardan sonra bir de Them'i izleyip aynı şeyleri görmeye tahammül edebildiğim hakkında hiçbir fikrim yok. Benim için daha çok 'izledim, bitti, başka bir şeye geçmeye hazırım' türü bir seriydi. 









Ne Dinledim?
Hiçbir şey. Dün gece gözüme kestirdiğim birkaç albümü dinlemeyi planlıyordum; ama kulaklık düşkünü kedim işleri bozdu. Belki başka zaman.

20 Haziran 2015 Cumartesi

Etkinlik: Kitap Temizliği

Melek’in film listesini gördükten sonra ben de bir liste yapmaya karar verdim ama kitap listesi. Sonra da Melek’e bir kapışma teklif ettim ve o da kabul etti. Onun 108 filmlik listesine karşılık benim 27 kitaplık bir listem var. Kapışmanın temelinde ise kimin listesini daha çabuk tamamlayabileceği var. Açıkçası ben film izlemeyi kitap okumaktan daha çok severim, Melek ise tam tersi gibi. Bu yüzden bence çok ilginç bir kapışma olacak. Kitaplarım arasında ise distopik ve fantastik eserler olduğu gibi birkaç biyografi ve tabii ki birkaç tane de çizgi roman var. Önümüzdeki Bu Hafta yazılarımda da ilerlememi paylaşacağım.

İşte listem: (alfabetik sırayla)

17 Haziran 2015 Çarşamba

Kitap/İnceleme: Archangel's Consort - Nalini Singh


Archangel's Consort
Guild Hunter #3
Nalini Singh

Orijinal Basım Yılı: 2011

Goodreads Puanı: 4.23/5
Benim Puanım: 3/5










Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Archangel's Consort'ta iki büyük olayla birden uğraşıyoruz. İkinci kitapta uğraşıp durduğumuz Lijuan, bu kitapta da rahat durmuyor; ve bin yıldır uyuyan bir Ancient uyanıyor, uyanışı sırasında da tüm dünyayı altüst ediyor.

16 Haziran 2015 Salı

Etkinlik: Film Temizliği

Şuradaki Bu Hafta yazısını yazarken bir Film Temizliği etkinliği başlatabileceğimden söz eder gibi yapmıştım (olasılıklar, olasılıklar). Bugün dedim ki sözü eyleme dökeyim, ciddi ciddi bir liste çıkarayım. Film incelemeleri yazmak bana göre bir iş değil, o yüzden haftada bir, Bu Hafta yazılarının Ne İzledim bölümü için bir film izlemeyi planlıyorum. Bunu ne kadar yapabileceğim tartışılır; ama yapılacaklar listeme her cumartesi bir fim izlemeyi ekledim, bence bu da bir şeydir.
Yakın zamanda izlemeyi planladığım filmler:

14 Haziran 2015 Pazar

Bu Hafta - 14 Haziran 2015

Çok uzun zamandır Bu Hafta yazısı yazamamıştım. En son ne zaman yazdığımı ben bile hatırlamıyorum, o kadar oldu yani. Artık yazmaya çalışacağım.

Ne Okudum?

İlk defa bir Agatha Christie kitabı okudum. Beklenmeyen Misafir isimli kitap aslında ilk başta çok ilgimi çekmemişti hatta bir yerde çok sıkıldım ve bırakmayı bile düşündüm ama az kaldı bitireyim bari diyerek bırakmadım. İyi ki de bırakmamışım çünkü gittikçe daha da ilgi çekici hale geldi ve özellikle sonunu çok beğendim. En kısa zamanda birkaç tane daha Agatha Christie kitabı okumayı düşünüyorum. Bu hafta bir de gelmiş geçmiş en ünlü Batman hikayelerinden olan The Killing Joke’u okudum (bir kere daha). Bu efsane çizgi romanın hikayesinin yazarı Alan Moore ve çizimlerin sahibi ise Brian Bolland. The Killing Joke en sevdiğim çizgi romanlardan ve bence en iyi Joker hikayelerinden biri.

Ne İzledim?

Bu hafta sinemada Jurassic World’ü izledim. Onunla ilgili bir şey yazmayacağım çünkü incelemesini yazmıştım. Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Onun dışında başrolünde Micheal Caine’nin olduğu 1966 yılı İngiliz yapımı olan Alfie’yi izledim. Caine, Alfie rolünde gerçekten çok başarılıydı. Benim gibi eski filmleri seviyorsanız, bu filmi de seversiniz bence. Bir de başrolünde Jason Bateman, Kevin Spacey, Jennifer Aniston, Jason Sudeikis, Charlie Day ve Colin Farrel’in bulunduğu komedi filmi Horrible Bosses’i izledim. Komik sahneleri olmakla beraber ortalama bir filmdi. Ayrıca animasyon filmleri Home, Monsters University ve Penguens of Magascar’ı izledim. Üçünü de sevdim, hepsi komik ve eğlenceliydi. Ama içlerinden favorim Monsters University idi çünkü onun ilk filmi benim favori animasyonlarımdan biriydi zaten.

Ne Dinledim ?

Florence and the Machine’in son albümü How Big, How Blue, How Beautiful’un tamamını dinleyememiştim bir türlü ama sonunda dinleyebildim ve çok sevdim. Eski şarkılarına benzeyen şarkılar olduğu gibi farklıları da var. Benim şu anki favorim Delilah. Gerçi What Kind of Man, Ship To Wreck ve Mother da çok güzel. Keşfettiğim çok güzel bir başka şarkı ise Bang!Bang!. Şarkının sahibi ise Game of Thrones’da şu sıralar en çok konuşulan karakterlerden biri olan Ramsay Bolton’u canlandıran Iwan Rheon. Benim sevdiğim oyunculardan biriydi zaten, ayrıca çok güzel şarkıları da varmış. Delilah ve Bang!Bang!'i alta ekledim. 




Film/İnceleme: Jurassic World (2015)


Aranızda Jurassic Park’ı bilmeyen yoktur herhalde. Tüm zamanların en çok kazanan filmlerinden biri olan Jurassic Park; en iyi görsel efekt, en iyi müzik kurgusu ve en iyi müzik dallarında 3 Oscar kazanmıştı. Film ayrıca tüm zamanların en başarılı yönetmenlerinden Steven Spielberg’in en önemli işlerinden biriydi. Ben Jurassic Park’ı daha çocukken izlemiştim. O zamanlar Jurassic Park benim en etkilendiğim, en sevdiğim filmlerden biriydi.

Bu Hafta | 8-14 Haziran 2015

Ne Okudum?
Biliyorum, iki haftadır Bu Hafta yazısı yazmıyorum, hatta son bir haftadır yazı bile yazmıyorum. Sebebi bu cephede işlerin bir miktar karışık olması; kitap okuyacak ya da inceleme yazacak zaman olsa enerji yok, enerji olsa zaman yok, ikisi birden olsa zaten R2R'lara harcanıyor (Onaylanan/Geribildirim Verilen oranımı %100'e çıkarmaya çalışıyorum da. Başka bir zaman anlatırım). Önümüzdeki haftanın daha iyi olacağını umuyorum. Olsun yani. Bana da yazık.
Linkler incelemelere gider, yıldızlılar da Kitap Temizliği etkinliğimin bir parçası olanlar.


Ne İzledim?
Aylarca bekledikten ve beklettikten sonra (aslında bir de Film Temizliği Etkinliği mi oluştursam? Sanırım iyi bir fikir, başka türlü onca film bitmez çünkü) Deux Jours, Une Nuit/İki Gün ve Bir Gece'yi izledim.
Filmi genel olarak sevdim, kadının her şeye rağmen tekrar tekrar gidip herkesle konuşmasını, işi için savaşmasını izlemek ve farklı insan tiplerini bir arada görmek güzeldi. Ha filmde çok fazla boş boş bakışma ve sessizlik vardı, orası ayrı konu.
Filmin sonu konusunda belli bir beklentim yoktu; ama bu son benim aklıma gelen seçenekler arasında bile değildi, bu nedenle ilginç oldu. Düşününce, sanırım olabilecek en iyi son da buydu zaten. Ben izlediğime memnunum ve öneririm.







Ne Dinledim?
Bütün hafta neredeyse hiç müzik dinlemedikten sonra dün oturdum bilgisayarın başına, Fallen to Flux'ın Spotify'daki tüm şarkılarını dinledim. Grubu özellikle beğenip beğenmediğime karar veremedim, ilgimi çeken şarkıları oldu; ama çok az sayıda ve hiçbiri tekrar dinlemek için koşturacağım cinsten değil. 

11 Haziran 2015 Perşembe

Kesinlikle İzlemelisin: Mad Max: Fury Road (2015)


Hani bazı filmler vardır, başından sonuna kadar sizi kendine daha çok bağlamayı başarırlar, daha da heyecanlandırırlar ve zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız ya, Mad Max: Fury Road işte tam olarak böyle bir filmdi. Bu yılın en iyi aksiyon filminin Avengers: Age of Ultron olacağını düşünmüştüm çünkü o benim uzun zamandır heyecanla beklediğim bir filmdi ve yani böyle düşünmek için çok sebebim de vardı doğal olarak. Filmi çok beğendim zaten ama filmden çıkınca sanki bir şeyler eksikmiş gibi hissetmiştim. Ancak Mad Max: Fury Road böyle değildi. Muhteşem bir film olmuş, kesinlikle senenin en iyi aksiyon filmi. İleride hatta şimdi de efsane denebilecek bir film. Mad Max’in önceki filmlerinden hiçbirini izlemediğim için biraz da bu filmden beklentim de çok yüksek değildi, tam olarak ne beklemem gerektiğini bilmiyordum ama fragmanını ilk izlediğimde anladım ki iyi bir film olacaktı. Fakat iyi değil de muhteşemmiş aslında.

8 Haziran 2015 Pazartesi

Film/Haber: The Martian'dan Görseller ve Fragman Geldi


Son iki haftadır sadece tenisle ilgili yazı yazabildim. Artık Roland Garros’ta bittiğine göre ona biraz ara verebilirim diye düşündüm. (En azından Wimbledon başlayana kadar.) Gerçi kimi kandırıyorum ki muhtemelen yine heyecanlı bir maç izlemiş olursam yazarım, sonuçta tenis neredeyse hiç bitmiyor. Evet yine asıl konudan biraz sapmış oldum, asıl konuya geleyim en iyisi. Asıl konu şu ki, benim heyecanla beklediğim filmlerden biri olan The Martian’dan fragman geldi. Daha önce birkaç tane tanıtım resmi ve bir de klip paylaşılmıştı zaten. Fragman gelene kadar bekleyeyim diyordum yazımı yazmak için ve artık zamanı geldi.

7 Haziran 2015 Pazar

Spor: Roland Garros 15. Günün Ardından


Roland Garros’ta son güne geldik. Erkekler finalinde son şampiyon Rafa Nadal’ı rahat bir şekilde deviren dünya 1 numarası Novak Djokovic ile dünya 2 numarası Roger Federer’i rahat geçen Stan Wawrinka karşı karşıyaydı. Daha önce Roland Garros’u kazanamamış iki ismin bu karşılaşmasında şüphesiz ki şampiyonluğu en çok isteyen kişi Djokovic’ti. Kariyer Grand Slam’i yapmak için tek eksiği olan Roland Garros’u son birkaç yıldır kazanmak için çok uğraşan ve önüne hep Nadal engeli çıkan Djokovic bu sene çeyrek finalde Rafa’yı 3 sette çok iyi oynayarak geçmeyi başarmıştı. Sonraki turda da yine çok önemli bir isim olan Murray’i 5 sette iki güne uzayan maçta geçmeyi başaran Djokovic, bugün muhteşem oynayan bir Stan Wawrinka’yla karşı karşıyaydı.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Spor: Roland Garros 14. Günün Ardından


Bugün normalde kadınlar finali günü ancak dün havanın kararmasından dolayı ertelenmek zorunda kalınan Djokovic-Murray yarı finali bugün kadınlar finalinden önce tamamlandı. Dün dörtdüncü sette durum 3-3 iken ertelenmişti maç. 3-3’ten devam eden maçta durum 5-5’e gelene kadar oyuncular servis oyunlarında sıkıntı yaşamadılar. Bir sonraki oyunda yine çok kritik bu noktada servis kırmayı başaran Murray, sonra kendi oyununda hata yapmadı ve bu seti de 7-5 kazanarak setlerde durumu 2-2’ye getirdi. Böylece bu heyecanlı maç, uzun rallilere sahne olan maç final setine uzadı. Son sete çok iyi başlayan Djokovic bir anda 3-0’ı buldu. Sonraki servis oyununu kazanan Murray durumu 3-1’e getirse de Djokovic sonraki oyunlarda da daha üstün bir oyun ortaya koyarak seti 6-1 kazandı ve böylece kariyerinde üçüncü kez Roland Garros finaline yükseldi.

Kitap/İnceleme: End of Days - Susan Ee


End of Days
Penryn and the End of Days #3
Susan Ee

Orijinal Basım Yılı: 2015

Goodreads Puanı: 4.20/5
Benim Puanım: 3/5









(İki inceleme de eski blogdan, yayınlanma tarihleriyle birlikte olduğu gibi aktarılmıştır, bu nedenle artık geçersiz olan bilgiler içerebilirler.)

Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Lafı dolandırmaya gerek yok, kitabı sevmedim.

Bu incelemeyi yazmaya başlamadan önce oturup eski incelemeleri aktardım. İkisinde de sonraki kitaplarda olmasını istediğim/beklediğim/umduğum şeylerden, neleri sevip neleri sevmediğimden söz etmiştim. Susan Ee, sevmediğim her şeyi alıp bu kitaba tıkmış, sonra da bir ton aksiyon tıkmış, ortaya bu çıkmış. Penryn ve Raffe'nin hikayesi böyle bitmemeliydi. (Tabii bu sonraki kitapları okumayacağım anlamına gelmiyor.)

5 Haziran 2015 Cuma

Spor: Roland Garros 13. Günün Ardından



Bugünde erkekler yarı finalleri vardı. İlk maçta Fransız Jo-Wilfried Tsonga ile İsviçreli Stan Wawrinka karşılaştı. 35 dakikada biten ilk sette daha iyi oynayan Stan Wawrinka, seti 6-3’le kazandı. Çok çekişmeli geçen ikinci setin kazananı ise tie-break’le belirlendi. Müthiş bir tie-break oynayan Tsonga, tie-break’i 7-1 ile kazandı. Üçüncü set de benzer bir çekişmeye sahne oldu ve yine tie-break oynandı. Ancak bu sefer tie-break’i kazanan 7-3 ile Wawrinka oldu. Dördüncü setin hemen başında servis kırmayı başaran Wawrinka bu avantajını kaybetmedi ve seti 6-4 kazandı. Maç biraz da çekişmeli iki set nedeniyle uzun sürdü ve 3 saat 46 dakikada tamamlanabildi. Bu sonuçla Wawrinka kariyerinin ilk Roland Garros finaline yükseldi. Stan Wawrinka, turnuvada şu ana kadar gerçekten çok iyi oynuyor. Zorlu rakiplerini müthiş oyunuyla, olabilecek en iyi şekilde yenmeyi başardı. Benim izlemeyi en sevdiğim oyunculardan biri zaten. Bu turnuvada da gerçekten güzel bir performans gösteriyor.

Ne Okuyorum? | Kitap Temizliği

Geldik bir Ne Okuyorum yazısının daha başına.

Başlığın olayı şu: Şu aralar bir kitap temizliği yapmaya karar verdim. Evin çeşitli köşelerinde yıllar önce alınıp hâlâ okunmamış, ya da kütüphaneden alınmış, ya da e-kitap halinde bekleyen tonla ve çeşit çeşit kitap var, ne zaman kitap almaya heveslensem hepsi karşıma geçip dik dik bakıyorlar bana. Ben de dedim ki bari bu yaz okuyayım hepsini, hem bir süre kitap almamış olurum, hani birikim falan filan, hem de üstümden bir yük kalkar.

Bunun için elime aldığım ilk kitap The Subterraneans/Yeraltı Sakinleri (Jack Kerouac) oldu. Onu geçtiğimiz hafta bitirdim; ama kitaptan bir hayli tiksindiğim için inceleme yazmaya zahmet etmedim ya da etiket bile oluşturmadım. Şu an okuduğum diğer üç kitap Devamı linkinin öbür tarafında.

Ayrıca, bu yazıdan başlayarak bir Kitap Temizliği etiketi oluşturuyorum, bundan sonra bu etkinlik kapsamında okuyacağım kitapların incelemelerine o etiketi kullanarak ulaşabileceksiniz.

Kitap/İnceleme: Passion Unleashed - Larissa Ione


Passion Unleashed
Demonica #3
Larissa Ione

Orijinal Basım Yılı: 2009

Goodreads Puanı: 4.34/5
Benim Puanım: 1/5



İkinci kitabın incelemesi için.

Üç kardeş içinde hakkında daha fazla şey öğrenmeyi en çok istediğim karakter Wraith'ti. İlk kitabı okurken bunu fark etmemiştim gerçi, ikinci kitapta Shade'in hikayesini okuduğum sırada fark ettim Wraith'in daha fazla bölümü olmasını istediğimi, haliyle ikinci kitap bittikten hemen sonra üçüncü kitaba başlamam gayet beklenen bir şeydi. Beklenmeyen şey, uğradığım hayal kırıklığı oldu.

4 Haziran 2015 Perşembe

Spor: Roland Garros 12. Günün Ardından


Bugün kadınlar yarı finalleri vardı. Günün ilk yarı finalinde 2008 şampiyonu ve daha önce Roland Garros’ta oynadığı iki yarı finali de kazanmış olan Ana Ivanovic, turnuvada şu ana kadar set kaybetmemiş tek kadın oyuncu olan ve önemli isimleri de yenmeyi başarmış Lucie Safarova ile karşılaştı. Maça hızlı başlayan Ivanovic oldu ve 3-0 öne geçerek önemli bir avantaj elde etti. Durum 5-2’ye geldiğinde Ivanovic seti almaya bir oyun uzaklıktayken Safarova’da müthiş bir direnç gösterdi ve çok iyi bir geri dönüşle durumu 5-5’de dengeye getirdi. Bu noktada servis kullanan Ivanovic’ti ama Safarova müthiş geri dönüşünün devamını getirdi ve servis kırarak 6-5 öne geçti. Kendi servis kullandığı oyunda da hata yapmayan Safarova seti 7-5 kazanmayı başardı. Ivanovic uzun ikinci setin açılış oyununu kazandı ve böylelikle uzun bir aradan sonra oyun kazanabildi. Maça çok iyi başlayan Ivanovic olmuştu ama Safarova geri dönmekle kalmayıp bir de maçı domine etmeye başlamıştı. İkinci setin devamında ise ilk servis kıran Safarova oldu ve durumu 3-1 yaptı. Durum 5-3’e geldiğinde maçı kazanmaya 1 oyun uzaklıkta olan Safarova’ydı ama bu sefer de bu kritik noktada Ivanovic’ten bir direnç geldi. Önce kendi oyununu kazanan Ivanovic, sonra Safarova’nın servisini kırdı ve durum 5-5’e geldi. Sonraki oyunda servis kırdıran Ivanovic, bu direncinin karşılığını alamamış oldu çünkü 6-5’te bir kere daha maç için servis atan Safarova bu sefer hata yapmadı ve seti 7-5 kazandı. Maçın özellikle son kısmı çok heyecanlı, çok çekişmeli geçti. İki oyuncu da çok iyi savaştılar ancak biraz daha iyi olan ve daha az hata yapan Safarova oldu. Safarova şu anda muhteşem oynuyor ve bu galibiyetiyle kariyerinde ilk defa bir Grand Slam’de finale yükseldi. Daha önce de dediğim gibi turnuvada yarı finale gelene kadar hiç kaybetmeyen Safarova bu maçı da set kaybetmeden kazandı. Bu bence çok önemli bir başarı çünkü artık Grand Slam’ler çok çekişmeli yakın maçlara sahne oluyor ve set vermeden Grand Slam finaline çıkmak veya kazanmak çok zorlaştı. En son bir Grand Slam’de bunu başaran Fransız tenisçi Marion Bartoli olmuştu. 2013’te Wimbledon’ı set kaybetmeden kazanmıştı.

Kitap/İnceleme: Anna and the French Kiss/Paris'te Aşk - Stephanie Perkins


Anna and the French Kiss/Paris'te Aşk
Anna and the French Kiss #1
Stephanie Perkins

Orijinal Basım Yılı: 2010
Çeviri Basım Yılı: 2012
Yayınevi: Arunas Yayıncılık

Goodreads Puanı: 4.10/5
Benim Puanım: 2/5






Anna and the French Kiss/Paris'te Aşk, kendisini ebeveynleri tarafından lisenin son yılını okuması için zorla Paris'e (bu iki kelimenin yan yana olması bile saçma geliyor bana şu anda) gönderilen Anna'nın orada (sürpriz, sürpriz) yakışıklı, bir bakanın dönüp dönüp baktığı, eğlenceli, popüler... bir oğlanla tanışıp aşkı bulmasının hikayesi. Bu paragrafta yazdığım hiçbir şey spoiler değil; çünkü zaten kapak arkası yazısında yazar baştan açıkça söylemiş ben Anna ve St. Clair'i birbirine aşık edeceğim, bütün bu dört yüz sayfanın olayı o diye. Demediği kısımları da tahmin ediyorsunuz zaten.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Spor: Roland Garros 11. Günün Ardından


Turnuvanın en merakla beklenen eşleşmesinde toprak kortun kralı Rafael Nadal ile bu sene belki de kariyerinin en iyi performansında olan Novak Djokovic karşılaştı. Maça muhteşem başlayan Djokovic rahat bir şekilde 4-0 öne geçti. Ancak buradan sonra Nadal da çok iyi oynamaya başladı ve 4-4’e getirmeyi başardı. Djokovic, Rafa’ın sonraki oyunlarında da baskı kurdu, ilk oyunda bunun karşılığını alamasa da setin son oyununda servis kırdı ve seti 7-5 kazandı. 67 dakika geçen bu set turnuvada oynanan en heyecanlı setlerden biriydi bence. İlk sette özellikle 4-0’dan sonra muhteşem oynamaya başlayan Nadal’ın bu seviyesine karşı setin sonunda çok sağlam duran Djokovic ilk seti kazandıktan sonra ikinci sette de bu iyi performansını devam ettirdi ve yine çok kritik bir noktada servis kırarak seti 6-3 kazanmayı başardı. Üçüncü sete de çok iyi başlayan Djokovic daha ilk oyunda servis kırmayı başardı. Bu noktadan sonra Nadal’ın direnci kırılmış gibiydi ve açıkçası bu benim daha önce hiç görmediğim bir şeydi özellikle de Paris’te. Rafa turun en savaşçı, en dirençli oyuncularından biridir ve son 10 yılın 9’unda burada şampiyon olarak muhteşem bir şey başarmıştı. Ancak son sette Djokovic, Nadal’a sadece 1 oyun bırakarak seti 6-1 almayı başardı. Maçı 3-0’lık skorla beklediğimden çok çok çok daha rahat kazanan Djokovic, kariyerinde ilk defa Roland Garros’ta Nadal’ı yenmeyi başardı ve böylece yarı finale yükseldi. Toprak kortun kralı Rafa Nadal için ise doğum günün de gelen bu mağlubiyet Roland Garros’taki sadece ikinci mağlubiyeti oldu. Oynadığı 11 Roland Garros’ta 70 galibiyeti, 2 mağlubiyeti olan Rafa turnuvayı tam 9 kez kazanmayı başarmıştı.

2 Haziran 2015 Salı

Spor: Roland Garros 10. Günün Ardından


Ve artık çeyrek finaller başladı. Phillipe Chatrier’de günün ilk maçında 2008 şampiyonu Ana Ivanovic’in rakibi Elina Svitolina’ydı. Maça iyi başlayan Ivanovic ilk seti 39 dakika sonunda 6-3 ile kazandı. İlk setteki momentumunu ikinci sete de taşıyan Ivanovic daha ilk oyunda servis kırdı. Sette daha sonra bir kere daha servis kıran Ivanovic, ikinci seti de rahat bir şekilde 6-2 kazandı. Maçta çok iyi görünen Ivanovic, bu sonuçla 2008’de Roland Garros’u kazanmasından beri ilk defa bir Grand Slam’de son dörde kalmayı başardı. Ayrıca bu Ivanovic’in kariyerindeki beşinci Grand Slam yarı finali olacak.

1 Haziran 2015 Pazartesi

Spor: Roland Garros 9. Günün Ardından


Daha önceki yazılarımda da turnuvanın en büyük sürprizi lafını çok kullanmış olabilirim ancak bugünkü gerçekten de çok önemli bir sürprizdi. Çünkü bu sefer elenen turnuvada son 3 Roland Garros’ta final oynayıp ikisini kazanarak turnuvaya damga vurmuş olan Maria Sharapova oldu. Turnuvanın Serena Williams ile beraber en büyük favorisi olan Sharapova dördüncü turda Çek raket Lucie Safarova ile karşılaştı. Açıkçası ben maçın galibinin zor da Sharapova olmasını bekliyordum ancak Safarova muhteşem bir maç çıkardı. Geçen sene Wimbledon’da da yarı finale çıkmayı başaran ve bir iyi çıkış yakalayan Safarova, bu maçı Sharapova’ya set vermeden kazanmayı başardı. Maçta servis kırarak öne 2-1 öne geçen Safarova oldu. Ancak Sharapova’da hemen servis kırarak durumu 3-3’e getirdi. Dengede giden ilk setin kazananını tie-break belirledi. Tie-break’i 7-3 kazanan Safarova, yakın geçen ilk seti 61 dakikada 7-6 almayı başardı. İlk seti kazanmasının ardından ikinci sete de çok iyi başladı ve yine servis kırarak 3-0 öne geçti. Sonra Sharapova yine servis kırmayı başardı ve durumu 3-2’ye getirdi. Ama Sharapova’nın bu geri dönüşü yeterli olmadı ve Safarova seti 6-4 kazanmayı başardı. Böylece Safarova kariyerinde ilk kez Roland Garros’ta çeyrek finale yükselmeyi başardı.

Kitap/İnceleme: Desire Unchained - Larissa Ione


Desire Unchained
Demonica #2
Larissa Ione

Basım Yılı: 2009

Goodreads Puanı: 4.26/5
Benim Puanım: 3/5







Bir kez daha asla okumayacağıma yeminler ettikten sonra alıp okuduğum bir kitabın incelemesiyle karşı karşıyayız. (Şaşıran? Ben de öyle düşünmüştüm.) Her ne kadar canım itiraf etmek istemese de seri beklediğimden daha iyi gidiyor. O zaman neden 3/5? Anlatacağım.