25 Aralık 2016 Pazar

Kesinlikle İzlemelisin: La La Land (2016)


“Filmler acıdan ve hiçlikten kurtulmanın mümkün olduğu, duygusal ve entelektüel topraklarda yol bulmayı sağlayan birer harita.” demişti efsane sinemacı John Cassevetes. Bu bana çok güzel ve çok da doğru gelen bir söz olmuştur hep. Son zamanlarda her şeyin harika olduğu ve hiçbir derdimizin kalmadığı günlerden geçtiğimizi söylesek yalan olur. Bu durum sadece Türkiye için değil tüm dünya için de geçerli bir durum. İnsanlar artık güzel şeylerden konuşmaktan, güzel şeyleri paylaşmaktan utanır oldu. Ancak herkesin kaçış aradığı ve bir umut bulmak istediği gibi de bir gerçek var ortada. Kimilerine göre bu kaçış bir şarkıyla, kimilerine göre bir kitapla, kimilerine göre bir filmle ve kimilerine göre ise bir oyunla bile olabilmekte. Bana göre ise Cassevetes’in dediği gibi filmlerdir en iyi kaçış şekli. Sanatın tüm dallarının muhteşem bir ahenkle birleştiği, hayran olacağınız ve sizi günlük yaşamınızdan uzaklaştırarak bir umut bulmanızı sağlayacak, size ilham verebilecek bir film her dönem çıkmakta. İşte dünyada her şeyin mutsuzluk, umutsuzluk ve karamsarlıkla kaplı olduğu bu dönemde de La La Land çıktı ve herkesin sevgilisi oldu.

8 Kasım 2016 Salı

Kesinlikle İzlemelisin: Doctor Strange (2016)


Son dönemde çizgi roman filmlerinin, özellikle de Marvel Sinematik Evreni’nin (MCU) sinema dünyasında çok önemli bir yer tuttuğu artık su götürmez bir gerçek. Marvel’in kurduğu bu harika sinematik evren her geçen yıl daha da iyiye gitmekte, her gelen filmle izleyiciyi daha da etkilemekte. Öyle ki yakın zamanda vizyona giren filmler Marvel’in en iyi işi denilebilecek nitelikteydi. Bu sene izleme şansı bulduğumuz Deadpool ve Captain America: Civil War (ben de dahil) birçok kişiye göre Marvel’in en iyi işlerindendi. Bu ikiliye Marvel’in uzun zamandır beklenen ve bana göre son harikası olmayı da başaran Doctor Strange de katıldı bence. Hatta hikayesi ve özellikle de felsefesiyle tüm MCU filmlerinden ayrılan Doctor Strange Marvel’in en iyisi olabilir. En azından bu türü sevmeyenlerin bile sevebileceği, görsellikte çığır açan ve oldukça yüksek bir seyir zevkine sahip bir film var karşımızda. Müthiş aksiyon sekansları ve Inception’ı andıran görselliği ile izleyen herkes için nefesini kesici bir tecrübe olacağı kesin gibi. Filmi IMAX’te izlemek ise alacağınız keyfi kat be kat arttıracaktır, ben 3D ve IMAX’in hakkını bu kadar iyi veren başka bir film izlediğimi hatırlamıyorum açıkçası.

16 Ekim 2016 Pazar

Kesinlikle İzlemelisin: Arrival (Filmekimi 2016)


Arrival her anıyla büyüleyen, tam anlamıyla bir rüyadaymış hissi veren ve inanılmaz derecede zarif bir bilimkurgu. Uzaylıları konu almasına rağmen bu konuyu işleyen filmlerden neredeyse her konuda farklılaşmayı başaran ve hiçbir klişeyi içinde bulundurmayan güçlü ve duyguları derinden etkileyen bir başyapıt. Filmde muhteşem müziklere ve şiirsel görselliğe ek olarak ise ana karakterimizi canlandıran Amy Adams’ın muhteşemliği ve içine Nolan, Kubrick ve Malick kaçmış hissi veren Denis Villeneuve’nin dillere destan, müthiş yönetmenliği var. Ted Chiang’ın Story of Your Life isimli eserinden uyarlanan Arrival, benim çok uzun zamandır bir filmi izleyip de hissetmediğim heyecanı ve duyguyu bana yaşatmayı başardı. Bu eşsiz sinema güzelliğini izledikten sonra tam anlamıyla mest oldum.

8 Ekim 2016 Cumartesi

Film/Arşiv: The Happiest Day in the Life of Olli Maki (Filmekimi 2016)

Uzun zamandır heyecanla yolunu gözlediğim Filmekimi dün başladı ve ben de bugün ilk filmimi izleyerek bu festivale tam anlamıyla başlamış oldum. Daha adını gördüğüm anda ilgimi çeken The Happiest Day in the Life of Olli Maki yani Olli Maki’nin En Mutlu Günü bu sene harika filmlerin gösterildiği Cannes Film Festivali’nin Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış) bölümünde gösterilip bölümün En İyi Film ödülünü kapmış Finlandiya yapımı bir film. Bir spor filmi olarak tanımlayabileceğim bu film alıştığımız spor filmlerine hiç benzemeyen yapısıyla dikkat çekiyor. Örneğine pek rastlanmayan bu boks filmi Finlandiya’nın da bu seneki Oscar aday adayı oldu ve bence son 9’a kalıp En İyi Yabancı Film dalında yarışabilecek kadar harika bir filmdi, en azından ben sona kalmasını çok isterim.

Film/İnceleme: The Girl on the Train (2016)


Yılın en merakla beklediğim uygulamalarından biri olan The Girl on the Train (Trendeki Kız) sonunda vizyona girdi. Başrolünde Emily Blunt’ın olduğu filmin Haley Bennett, Rebecca Ferguson, Luke Evans ve Justin Theroux gibi tanıdık isimlere sahip güzel de bir kadrosu var. Paula Hawkins’in çok sevdiğim aynı isimli romanından uyarlanan The Girl on the Train, yönetimini çok sevmediğim halde büyük oranda kitaba sadık kalınarak uyarlanmasını taktir ettiğim ve Emily Blunt’ın mükemmel oyunculuğuna bayıldığım bir film oldu. Eğer yakın zamanda sinemaya gitmek gibi bir niyetiniz varsa bunu bir düşünün derim.

28 Ağustos 2016 Pazar

Müzik/Arşiv: Florence + The Machine [F+TM]



Bugün en sevdiğim müzisyenin doğum günü. Florence + The Machine’in muhteşem solisti Florence Welch 30 yaşına girdi. Farklı sesi, müthiş kişiliği ve ikonik stiliyle bana ilham veren ve beni her zaman etkileyen Florence Welch’e olan hayranlığımı herkese bahsetmişimdir zaten. Bugünün anlamı nedeniyle de gelmiş geçmiş en muhteşem müzisyenlerden biri olan Florence Welch ve harika grubu ile ilgili hem ilginç hem de harika bulduğum bazı şeyleri yazmak istedim. Onunla ilgili anlatabileceğim birçok şey olsa da ne kadar sevdiğimi anlatamam sanırım. Her şeyiyle birlikte gerçek bir sanatçı olan Florence Welch, uzun zamandır hayatımda önemli etkisi olan sanatçıların başında geliyor. Umarım bu yazım sizlerin de değeri çok bilinmeyen muhteşem Florence Welch'i daha iyi tanımanızı ve az da olsa sevmenizi sağlar. Benim tüm şarkılarını bu kadar sevdiğim başka bir müzisyen yok mesela.

18 Ağustos 2016 Perşembe

Müzik/Arşiv: Joss Stone İstanbul Konseri (2016)


Yaza başlarken heyecanla beklenen birçok kültür-sanat etkinliği vardı. Bir sürü müthiş etkinliğin arasından özellikle bazı konserler benim için oldukça mutluluk ve heyecan vericiydi. Başta yıllardır canlı izlemeyi istediğim Muse olmak üzere Sia, Two Door Cinema Club gibi çok sevdiğim bir sürü müzisyeni izleme şansı yakalayacaktım. Ancak her şey beklenmedik bir şekilde değişti. O dönemde yaşanan oldukça üzücü bazı olaylar birçok etkinliğin iptaline neden oldu. Two Door Cinema Club, Muse, Skunk Anansie, Steve Vai ve Joan Baez konserlerini iptal edenlerden sadece bazılarıydı. Geçen haftalarda ise izlemek istediğim bir diğer müzisyen Sia da bu iptal grubuna katıldı ve konserini iptal ettiğini açıkladı. Bu konserlerin iptalini haklı bulan da var bulmayan da. Mesela siz öyle dönemlerde müzik ve festival mi konuşulur diye düşünebilirsiniz belki ama ben kültür-sanat etkinliklerinin herkes için farklı anlamlara sahip olduğunu düşünürüm hep. Yani bana göre bir konserde geçirilecek 2-3 saat birilerinin kafasını dağıtmasına veya kafasını toplamasına yardım edebilir. Ayrıca müzik de iyileştirici güce sahip sanat dallarından sadece biridir bence. İşte bu nedenle Joan Baez’in sonradan özür dilemek zorunda kaldığı abartılı açıklamasından tutun da yıllardır bekleyip, 4 ay kadar önceden de biletini alarak çok heyecanlandığım ama son anda iptal olduğu için gidemediğim Muse konseri için yaşadığım hayal kırıklığına kadar olan birçok şey beni hepten üzmüştü. Şimdi benim bunları neden yazdığımı düşünüyorsanız öncelikle şunu belirtmeliyim amacım gelmeyenlere sitem etmek veya birilerine yüklenmek değil aslında. Asıl amacım bu tür etkinliklerin sevgi, barış, mutluluk ve daha birçok güzel şeye sebep olabileceğini belirtmek. Bunun da en güzel örneği de Joss Stone’un bu çok ama çok özel konser oldu. Konser olalı yaklaşık 1 ay oldu, biraz geç kaldım ancak yine de bu yazımı tamamlamaya karar verdim. Bunun nedeni hem benim bu güzel anıyı olabildiğince iyi aktarmayı hem de konsere gidenlerin hatırlamasını, gitmeyenlerin ise mutlaka bilmesini sağlamak istememden kaynaklanıyor. Ayrıca hala bu yaz olan en güzel şeylerden de biridir bu konser benim için. Gerçekten de çok özel bir geceydi.

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında 7. Günün Ardından


Olimpiyatlarda birçok kişinin heyecanla beklediği atletizm yarıya gelmişken başladı. Kadınlar 10 bin metre finalinde ise oldukça dikkat çekici bir rekor kırıldı. İlk kez olimpiyatlarda yarışan Etiyopyalı Almaz Ayana, 29.17.45'lik derecesiyle Çinli Junxia Wang'a ait 23 yıldır kırılmayan dünya rekorunu 14 saniye geliştirerek eline geçirdi. Ayana’nın dünya rekorunu 14 saniye gibi çok büyük bir farkla kırması günün en çok konuşulan ve tartışılan olaylarından biri oldu kesinlikle. 10 bin metre finalinde yarışan milli atlet Yasemin Can ise ilk 5 bin metreyi ilk üç arasında tamamlamış olsa da yarışın devamında geri düşmekten kurtulamadı ve 30.13.70 ile kariyerinin en iyi derecesine de imza atarak yarışı 7. sırada tamamlamış oldu.

12 Ağustos 2016 Cuma

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında 6. Günün Ardından


Erkekler bireysel karışıkta spor tarihinin en büyük rekabetlerinden birinin sonuna şahit olduk: 12 yıllık, 4 olimpiyattır devam eden PhelpsLochte rekabetinin sonuna. Olimpiyat tarihinde en fazla madalya alan iki erkek sporcunun son düellosuydu bu. Çok da heyecanlı bir yarış oldu. Yarıştan önce de Lochte kendi hesabında bu fotoğrafı paylaşıp altına da "son bir kez" yazmıştı.

11 Ağustos 2016 Perşembe

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında 5. Günün Ardından


5. günde de yüzmede büyük heyecan yaşandı. Günün yarışı ise erkekler 100 metre serbest finaliydi. Yarışa müthiş başlayan Santo Condorelli ilk 50 metreyi de önde tamamlamıştı ancak dönüşten sonra inanılmaz ataklar geldi ve her şey sıralamalar tamamen değişti. Dönüşle birlikte ABD’li yıldız yüzücü Nathan Adrian’dan müthiş bir atak geldi ancak Avustralyalı Kyle Chalmers çok daha iyi bir atakla son bölümde onu geçip yarışı birinci sırada bitirmeyi başardı. 18 yaşındaki Chalmers yarışı lider bitirirken olurken Adrian ise üçüncülüğü elde etti. 47.58’lik derecesiyle kariyerinin ilk olimpiyat altınını kazanan Chalmers, bu dereceyle dünya gençler rekorunu da kırmış oldu.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında 4. Günün Ardından


2016 Rio’da Amerikalı sporcuların yüzme ve artistik jimnastikte harikalar yarattığı bir gün geride kaldı. Final Five olarak adlandırılan Amerika kadın jimnastik takımı altın madalyayı oldukça dominant bir şekilde kazanırken Phelps, Ledecky gibi yıldız yüzücüler de çok iyi performanslarıyla altın madalyaya ulaştılar. Türkiye’nin Rio’daki ilk madalyası ise sonunda geldi ve birçok dalda da çok güzel haberler vardı aslında.

9 Ağustos 2016 Salı

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında 3. Günün Ardından


2016 Rio’da üçüncü günde ise genç sporcularımızdan güzel haberler gelmeye devam ediyordu. Bana göre günün en heyecan verici karşılaşmalarından biri 17 yaşındaki genç sporcumuz Mete Gazoz’un okçuluk ilk turdaki mücadelesiydi. Maça belki de biraz gergin başlayan Mete 2-0 geriye düşmüştü ancak devamında toparladı ve tiebreak’e giden maçı benim izlerken çok gerildiğim son atışlar sonucunda kazanmayı başardı, böylece de ikinci tura yükselmeyi başardı. Maça başlangıcı belki çok iyi değildi Mete ama maç sonundaki performansı oldukça harikaydı zaten. Ben okçuluğu pek izlemem ama bu maçı izlerken yerimde duramadım diyebilirim ve eminim ki birçok kişi de benim gibi hissetmiştir. Bu da benim onu izlerken en hayran olduğum noktalardan biri ise maç boyunca duruşunu hiç bozmamasıydı, benim izlerken çok heyecanlandığım bu maçta Mete oldukça konsantre ve sakin görünüyordu. İkinci turda belki istediğimiz sonuç gelmedi ve son 16’da olimpiyatlara veda etti ama bu sonuç bile onunla gurur duymamıza yeter bence. Çünkü performansı alkışı hak eden bir performanstı. İlerleyen yıllarda çok önemli başarılar elde edeceğine inandığım sporculardan biri oldu o da. Uzun ve başarılı bir kariyere sahip olmaması için hiçbir neden yok bence.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında 2. Günün Ardından


2016 Rio’daki 2. gün de çok, çok heyecanlıydı. Yüzmede dünya rekorlarının yanı sıra efsane yüzücü Michael Phelps’i de ilk kez gördük, teniste ilginç şeyler oldu. Kadınlar yol yarışı da erkekler yol yarışı gibi yine oldukça heyecan verici geçti. Artistik jimnastikte ise kadınlar tüm branşlarda sıralama turları vardı ve orada bir numara çok beklenen biriydi ancak asıl konuşacağım kişi bir başkası olacak bu seferlik.

7 Ağustos 2016 Pazar

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında 1. Günün Ardından


Madalya mücadelelerinin de başladığı ilk günün kazananı Avustralya oldu. İlk gün 2 altın, 1 gümüş olmak üzere 3 madalya kazanan Avustralya madalya sıralamasında zirvede yer aldı. 2016 Rio’daki ilk altın madalyayı ise ABD'li 19 yaşındaki atıcı Ginny Thrasher kazandı. Kariyerinin ilk olimpiyatına kazanan Thrasher, 208 puanla olimpiyat rekoru kırarak altın madalya kazanmayı başardı.

Spor/Haber: 2016 Rio Olimpiyatlarında Açılış Töreninin Ardından


2012 Londra Olimpiyatlarıyla başlayan 4 yıllık bir özlem son buldu ve bana göre dünyanın en heyecan verici etkinliği olan yaz olimpiyatları her zamanki muazzam bir açılış töreniyle resmi olarak başladı. 5-21 Ağustos 2016 tarihleri arasında Rio de Janeiro'da düzenlenecek olan olimpiyat oyunları 31. Yaz Olimpiyatları olacak. Sporun en büyük sahnesinde bu sene bazı efsanelere veda edecek, bazı yeni yıldızlarla tanışacağız. Dünya rekorlarının kırılmasına tanık olup bu muhteşem sporcuların sevinçlerine olduğu kadar üzüntülerine ve hayal kırıklıklarına da ortak olacağız. Onların buraya ulaşmak için yaptıkları fedakarlıkları öğrenip azimlerine de şahit olacağız. Kısacası hangi dal olursa olsun bu olimpiyatları da onlarla beraber yaşayacağız ve sporun her yanına şahit olacağız. Bence dünyadaki en güzel şeylerden biridir spor. Neden diye soranınız varsa bence olimpiyatları izlemeniz bunu anlamanız için yeterli olacaktır çünkü bu herhangi bir spor etkinliği değil; en büyüğü, en ihtişamlısı ve en etkileyicisi. Bu benim takip edeceğim 3. Olimpiyatlar olacak. 2008 Pekin’le birlikte belki de şu an spora duyduğum büyük sevginin temelleri atılmıştı çünkü az önce bahsettiğim her şey beni çok etkilemiş ve duygulandırmıştı. 2012 Londra ile birlikte ise artık spor dalları ile ilgili daha da çok şey biliyordum ve onun da yeri çok ayrıdır benim için. Ve işte açılış törenini izlediğim 2016 Rio da çok özel olacak bu şimdiden belli oldu. Rio Olimpiyatları'nın açılış törenini izlerken bile tüylerim diken diken oldu, olimpiyat gerçekten çok farklı ve çok büyülü bir şey. İşte bu yüzden olimpiyat boyunca sizlere olan biten her önemli olayı elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Bu yazımda açılış törenini ve Rio’da dikkat etmeniz gereken bazı isimleri hakkında bir şeyler paylaşacağım sizinle.

5 Ağustos 2016 Cuma

Film/Haber: Christopher Nolan’ın Yeni Filmi Dunkirk’ten İlk Fragman Yayınlandı!


Son yılların en başarılı yönetmenlerinden Christopher Nolan’ın merakla beklenen son projesi Dunkirk’ten ilk fragman yayınlandı. Memento’dan Inception’a birçok farklı türdeki filmleriyle herkesi büyüleyen dahi yönetmen Christopher Nolan’ın işte birçok sinema alanında kanıtladığı yeteneklerini ilk defa farklı bir deneyimde kullanacağı yeni filmi Dunkirk oldukça uzun zamandır haber beklediğim bir filmdi. Usta yönetmenin savaş alanındaki ilk filmi Dunkirk, tam anlamıyla epik bir savaş filmi olacak gibi görünüyor. Yayınlanan bu muhteşem tanıtım fragmanı bunu gösteriyor.

31 Temmuz 2016 Pazar

Haber: 2016 Comic Con’daki DC Panelinin Ardından!


Marvel çok heyecan vericiydi ve en sevdiğim panel oldu dedim ancak bu DC’nin kötü olduğunu göstermiyor tabii ki de. Hatta bu panelden çıkan haberlere de bayıldım. Ben hem Marvel hem de DC seven biri olduğumdan bu paneli de heyecanla bekliyordum ve sonuç burada da beklentimin çok, çok üstünde oldu. Yayınlanmasını hiç beklemediğim fragmanların çıktı ve ben de hepsini hayran hayran izledim. Kısaca hepsi beni benden aldı diyebilirim. Galiba sonunda DC istenen seviyeye gelecek diye düşünmekten de alamadım kendimi.

Film/Haber: 2016 Comic Con'daki Marvel Panelinin Ardından!


Her yıl düzenlenen ve meraklılarını çok heyecanlandıran bazı özel etkinlikler vardır ya, bunlar arasında benim için öne çıkan etkinliklerden bazıları şunlar: E3, film festivalleri ve geçen hafta gerçekleşen Comic Con. Bu sene bunların her birinden çok heyecan verici haberler geldi. E3’te müthiş oyunlar tanıtıldı, dünyanın en önemli film festivallerinden biri olan Cannes Film Festival’inde ise birbirinden harika filmler tanıtıldı ve sıra merak ettiğim bir başka etkinlikteydi: San Diego Comic Con (SDCC). Bu seneki tüm dizilerin, oyunların, filmlerin, çizgi romanların ve daha birçok başka şeyin de tanıtıldığı bir sürü etkinlikle birlikte Comic Con, beni aşırı sevindirdi ve heyecanlandırdı. Tıpkı bütün sene heyecanla takip ettiğim diğer tüm etkinlikler gibi.  Fuardan bir anda o kadar çok haber, o kadar çok fragman geldi ki neye bakacağımı, hangi fragmanı hangi sırayla izleyeceğimi şaşırmıştım. Fuarın en heyecan verici paneli ise kesinlikle Marvel paneliydi. Özellikle de DC’nin panelinde yayınladığı fragmanlar ve posterlerle hayranlarını aşırı keyiflendirmesinin ardından Marvel’in ne yapacağı hepten çok merak ediliyordu ki ben sonuçtan çok mutlu oldum diyebilirim. Çünkü müthiş fragmanların yanında çok güzel haberler de geldi bu panelden. Ben de bu yazımda Marvel panelinden gelen en heyecan verici haberleri sizin için derlemeye çalıştım.

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Film/Haber: La La Land’den Büyüleyici Bir Fragman Yayınlandı!


2014’ün en heyecan verici filmlerinden biri olan Whiplash’in yazarı ve yönetmeni olan Damien Chazelle’in bir sonraki filmini uzun zamandır heyecanla bekliyordum. Başrollerinde Emma Stone ile Ryan Gosling olduğu müzikal-komedi türündeki La La Land'den uzun bir bekleyişin sonunda geçen hafta ilk fragman yayınlandı ve ben hepten heyecanlandım çünkü tam anlamıyla harika görünüyor. İnanın ki bu müthiş fragmanı izlediğinizde sizin de gününüz de güzelleşecektir, hele ki müzikal seven biriyseniz.

24 Temmuz 2016 Pazar

Haftanın Şarkıları | 18 – 24 Temmuz 2016


Bu haftaki listemde beni son dönemde mutlu eden ve biraz da eğlenceli şarkılara yer vermeye çalıştım. Umarım bu şarkılar sizin de kendinizi iyi hissetmenizi ve biraz mutlu olmanızı sağlar.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Haftanın Şarkıları | 4 – 10 Temmuz 2016


Geçen hafta bayram tatili olmasıyla ben de bir haftalık güzel bir tatil geçirdim. Bozcaada, İzmir, Efes ve Fethiye gibi oldukça güzel yerlere gitme şansım oldu. Yani bol bol gezdim diyebilirim ve arabadaki zamanımın büyük çoğunluğunu da her zaman yaptığım gibi müzik dinleyerek geçirdim. Çünkü bana göre bir yolculuğun en vazgeçilmez parçası müzik dinlemektir. Bu yolculuk boyunca en çok dinlediğim şarkıları ise bir liste halinde sizinle paylaşmak istedim.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Oyun/İnceleme: Asassin's Creed II


Şu yazıyı yazmayı o kadar uzun zamandır erteliyorum ki, biraz daha oyalanıp komple Ezio üçlemesi incelemesi de yazabilmişim aslında. Diğer yandan, serinin her oyununun kendi incelemesini hak ettiği kanısındayım, bu yüzden Revelations'a geçmeden önce bunu aradan çıkarayım dedim.

5 Temmuz 2016 Salı

Arşiv/Müzik: Patti Smith İstanbul Konseri (2016)


Sanatını hissettiği gibi yaşayan, hayatını da bu hissettiklerine göre şekillendiren, gelmiş geçmiş en özgün sanatçılardan biri, Patti Smith 23 Haziran 2016’da İstanbul’da unutulmaz bir konser verdi. Patti Smith benim gözümde tarihin en muhteşem sanatçılarından birisi. Müzisyen, besteci, şair, yazar, ressam, fotoğrafçı, bir de aktivist olan ve bunların hepsinde kendine özgü bir şeyler bulmayı başaran başka kim vardır bilmiyorum. Patti Smith beni en çok etkileyen sanatçıların başında geliyor belki de ama bundaki en önemli etken şarkıları olmadı, anılarını yazdığı harika eseri Çoluk Çocuk (Just Kids) oldu. Bu müthiş kitabı okuyup da Patti’ye hayran olmamak mümkün olamaz, hele de sonra bir o kadar harika şiirlerini okuyup inanılmaz güzellikteki şarkılarını da dinlerseniz zaten tamamdır artık siz de bu muhteşem insana hayran olmuşsunuzdur. İşte ben tüm bunlardan sonra olabilecek en güzel şeyleri yaşadım konserin olduğu hafta. Sadece büyüleyici konserini izlemekle kalmadım, onunla tanışıp kısa da olsa bir sohbet edebildim. Benim için tam anlamıyla unutulmaz ve mükemmel bir haftaydı diyebilirim. Sonuçta beni çok etkileyen, eserleriyle bana bir sürü şey öğretmiş olan ve benim için büyük ilham kaynağı olan biriyle tanışmıştım. 70 yaşındaki bu yaşayan efsane şimdi kalbimde çok daha özel bir yer edindi.

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Dizi/İnceleme: Doctor Who, 9. Sezon


Kabul edelim, yıllarca devam edip yine de harika olmayı başaran dizilerin sayısı bir hayli az ve giderek azalıyor. Yine de Doctor Who, 9. sezonunda bile yıkıp geçmeyi başardı. Hatta sezon, özellikle de ikinci yarısıyla en sevdiğim dizi sezonları listesinde en yükseklere yerleşti. Peter Capaldi'nin 12. Doctor olarak başarısından katıldığı ilk bölümlerde şüphe etmiş biri olarak, bu sezonda kendimden ciddi şekilde utandığımı itiraf ediyorum, hikayelerin duygusal yoğunluğunu sahneye fazlasıyla taşımayı başardı. *şapka çıkarır* Aynı zamanda günlerdir sezon finalinin ruh halinden çıkamamış olmamın nedeni olur kendileri.

29 Haziran 2016 Çarşamba

Film/İnceleme: Independence Day 2: Resurgence/Kurtuluş Günü 2: Yeni Tehdit [2016]


Aradan 20 yıl geçmiş, yıl olmuş 2016, uzayda kolonimiz var -pardon, tabii ki Amerika'nın kolonisi var, Çin de Amerika'yla birlikte önde gelen devletler arasına girmiş. Uçan arabalar falan filan derken 20 yıl önce ele geçirdiğimiz uzaylı teknolojisini bayağı iyi değerlendirmişiz, lazerli silahlar, uzay gemileri havada uçuşuyor zaten. İzlerken keşke uzaylılar tarafından işgal edilseymişiz demedim değil.

27 Haziran 2016 Pazartesi

Spor: 2016 Wimbledon’dan Önce


Tenisin hatta belki de tüm sporların en özel turnuvalarından biri olan Wimbledon bugün başlıyor. Spor tarihinin en prestijli, en zarif ve en karizmatik turnuvası olan Wimbledon, 2 hafta boyunca yine çok heyecanlı anlara hatta bazı tarihi anlara sahne olacaktır diye düşünüyorum her zamanki gibi. Sadece beyaz giyinme, korta giriş – çıkışlarda özel protokol ve daha birçok kurala, ayrıca bir de çok meşhur bir kraliyet locasına sahip olan bu çok özel turnuva bu sene 130. kez düzenleniyor. Turnuvayı bu kadar özel yapan nedenlerden ilki de dünyanın en eski tenis turnuvası olması zaten, e bir de çimde oynanan tek Grand Slam olduğunu da unutmayalım. Dünyadaki en güzel ve en zarif sporlardan biri olan tenisin tam olarak zirvesi diyebileceğim bu müthiş turnuva benim en sevdiğim Grand Slam sanırım. Bunun nedeni de çim kort maçlarının benim için tenisteki en güzel şeylerden biri olması. O çok sevdiğim servis vole oyununu çimde diğer kortlardan daha çok görmemizin de bunda etkisi büyük tabi. Müthiş bir tarih ile beyazın zarafetinin 130. kez birleştiği bir Wimbledon daha başlıyor. Peki ya bizi bu sene nasıl bir turnuva bekliyor? İşte bu sorunun cevabı yazımın devamında!

26 Haziran 2016 Pazar

Haftanın Şarkıları | 20 – 26 Haziran 2016


Oldukça heyecan verici ve güzel bir hafta geçirdim. Çünkü sadece gelmiş geçmiş en ilham verici ve en müthiş sanatçılardan biri olan Patti Smith’i canlı izlemekle kalmadım, onunla tanışabildim de. İşte çok sevdiğim bu efsaneyle tanışmak benim için haftanın hatta belki de yazın olayı oldu. Bu haftaki müzik seçimlerimde de onun etkisi çok oldu tabi. Patti’nin dışında, Patti Smith deyince aklıma gelen birkaç isimden de şarkılar var bu haftaki listemde. Efsanelerle dolu bir liste ile karşınızdayım bu hafta.

21 Haziran 2016 Salı

Kitap/İnceleme: Oz: Dorothy of Kansas/Oz: Kansaslı Dorothy


Oz: Dorothy of Kansas/Oz: Kansaslı Dorothy
Adam Fawer

Orijinal Basım Tarihi: İngilizce basımı yok.
Çeviri Basım Tarihi:18 Haziran 2016
Yayınevi: April Yayıncılık

Goodreads Puanı: 4/5 (1 oy)
Benim Puanım: 4/5









2005 yılında yayınlanan Improbable/Olasılıksız ve 2008 yılında yayınlanan Empath/Empati'yi Türkiye'de o sıralar aşağı yukarı herkese okuttuktan sonra ortadan kaybolan Adam Fawer'ın yeni kitabı Oz: Kansaslı Dorothy, birkaç gün önce kitapçılarda yerini aldı. Önceki kitaplarını sayfalara yapışarak okuyan biri olarak, Oz'un benim kütüphaneme de girmesi için yazarın adını görmem yetti elbette, 

20 Haziran 2016 Pazartesi

Haftanın Şarkıları | 13 – 19 Haziran 2016


Haftamın büyük bir kısmı dizi ve film izlemekle geçti. İzlemek isteyip de bir türlü zaman bulamadığım bir sürü film vardı ve sonunda onları izleyebildim. Sinemada çok zaman geçirdim diyebilirim yani ama bir diğer önemli olay da en sevdiğim dizilerden biri olan Orange is the New Black’in yeni sezonunun çıkması oldu. Tüm izlediğim dizi ve filmler bu haftaki listemi de etkiledi ve onların şarkılarını da koydum listeme. Bunlara ek olarak çok güzel yeni şarkılar da keşfettim ama yani çok güzel bir haftaydı diyebilirim.

19 Haziran 2016 Pazar

Film/İnceleme: Warcraft: The Beginning/İki Dünyanın İlk Karşılaşması [2016]


Özellikle de son zamanlarda, uyarlamalar için, “Bir film olarak iyi ama uyarlama olarak kötü,” cümlesini çok ve çok sık kuruyorum. Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması da bu yarı geleneği sürdüren filmlerden biri oldu; çeşitli kısımlar haricinde ideal olabilecek bir aksiyon filmi ama pek çok yönden de hayal kırıklığı, en azından benim için.

14 Haziran 2016 Salı

Kesinlikle İzlemelisin: The Conjuring 2 (2016)


Sinemanın belki de en keskin hatlara sahip türü korkudur. Korku filmleri ülkeden ülkeye, kültürden kültüre farklılık gösterir. Bu farklılık drama gibi alışa geldiğimiz bir türde yoktur mesela. Drama da Türk sineması ile Japon sineması arasında da birçok benzerlik vardır. Ancak korku sineması öyle değildir işte. Bunun da en önemli nedeni zaman zaman dini öğelerin zaman zaman da bazı sosyokültürel öğelerin hikayenin merkezinde olmasındandır. Bir dönem Amerikan sinemasında bu türün başarılı örnekleri pek görülmemeye başlanmıştı. Sürekli birbirinin tekrarı gibi görünen filmlerden tutun da başka ülkelerde çekilmiş filmlerin genellikle daha başarısız olan Amerikan versiyonlarının çekilmesini görebildik bir dönem. Ancak birbirinin tekrarı bu başarısız yapımların ardından türe yeni bir yön kazandıracak hatta bir anlamda türün son dönemdeki dirilişini sağlayacak bir isim var karşımızda: James Wan. Benim çok uzun zamandır beklediğim son filmi The Conjuring 2 ise kesinlikle beklenmeye değer müthiş bir yapım ve türü içerisinde de önemli bir yere yerleşecektir. (Bu incelememde olabildiğince spoiler'dan uzak durmaya çalışıp filmin konusundan genel olarak bahsetmeye çalıştım ama herkesin spoiler tanımı farklı olabileceği için ben sizi yine de uyarayım.)

12 Haziran 2016 Pazar

Haftanın Şarkıları | 6 – 12 Haziran 2016


Bu hafta oldukça çeşitli şeyler dinledim her zamanki gibi ama en çok dinlediğim isim Selena Gomez’di. Bu hafta ben de ondan iki şarkı paylaşmak istedim ve bu nedenle oldukça tatlı da bir liste oldu zaten. İkisinin de ayrı güzellikleri var, dinlemenizi öneririm. Tabii ki dahası da var.

11 Haziran 2016 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı | 4 - 11 Haziran 2016



Alice Cooper - School's Out
Gerekenden ve istenenden çok daha uzun süren bir dönemin ve sürünme sürecinin ardından bahar dönemini sonunda kapattık. Her taraf romantik komedi filmi pembesine bürünmüşken ben de dedim ki bu haftaki listeme bir başka kliş- ehm, klasikle  başlayayım. En azından yaz okuluna kadar bu şarkıyı söyleyerek dolanmayı planlıyorum.

---


AURORA - Murder Song (5, 4, 3, 2, 1)
Alice Cooper'dan hemen sonra dinlenecek türden bir şarkı sayılmaz aslında; ama bu şarkıyı eklememek bütün haftama hakaret olurdu. Stüdyo versiyonunu pek beğenmedim; ama akustik versiyonunun bambaşka, ilk dinleyişimden beri tam olarak çıkamadığım bir etkisi var üzerimde. Doğru ruh haline girdiğimde tüm albümü dinleyeceğim.

--

Blink-182 - Rabbit Hole
Araya giren onca yıldan sonra 2011'de albüm çıkardıklarında dönüşlerinin gerçek ve kalıcı olduğuna inanmamıştım, hatta yeni albüm söylentilerine inanmamıştım bile; ama bu temmuzda çıkacak olan albümlerinden yayınladıkları single'lar söylediklerimi olacak en güzel şekilde yutturdu bana, özellikle de Rabbit Hole. An itibariyle yeni albüm için bayağı heyecanlıyım. (Merak edenler için albümün adı California, çıkış tarihi 1 Temmuz olacak)

10 Haziran 2016 Cuma

Oyun/İnceleme: To the Moon


To the Moon
Freebird Games
Yazar/Geliştirici: Kan Gao
Çıkış Tarihi: 1 Kasım 2011

Aslında bu oyun incelemesinden çok tanıtımı gibi bir yazı olacak; zira To the Moon, hakkında söyleyebileceğiniz en ufak şeyin potansiyel oyuncular açısından her şeyi yıkıp geçebileceği türden bir oyun. Ana karakterlerimiz işleri anıları yeniden yaratma yoluyla ölmek üzere olan insanların son arzularını yerine getirmek olan iki doktor, Neil Watts ve Eva Rosamund; ölmekte olan yaşlı bir adam, Johnny ve onun karısı, River.

7 Haziran 2016 Salı

Spor: 2016 Roland Garros Erkekler Finalinin Ardından


Turnuvanın son gününde erkekler finalinde dünya 1 numarası Novak Djokovic ile dünya 2 numarası Andy Murray karşı karşıya geliyorlardı. İkisi de kariyerlerinde ilk kez Roland Garros’u kazanmak istiyorlardı ancak Djokovic için bu galibiyetin önemi çok daha fazlaydı tabii ki de. Çünkü Djokovic’in kariyerindeki en önemli eksiği gidermek ve çok uğraştığı Roland Garros şampiyonluğunu kazanmak istiyordu artık. Her anlamda tarihi bir final olacaktı. Eğer Djokovic kazanırsa tarihte “kariyer Grand Slam’i” yapmış yani tüm Grand Slam’leri en az bir kere kazanmış olan 8. tenisçi olacaktı. Eğer Andy Murray kazanırsa o da 80 yıllık çok uzun bir aradan sonra Roland Garros’ta şampiyon olan ilk Britanyalı tenisçi olacaktı. Son Britanyalı şampiyon 1936 yılında turnuvayı kazanmayı başaran Fred Perry’di. Bu maç ilk maçlarını 11 yaşındayken oynamış olan ve doğal olarak da birbirini çok iyi tanıyan bu ikilinin 34. karşılaşmasıydı. Önceki karşılaşmalarda ise Djokovic’in 23-10’luk önemli bir üstünlüğü bulunuyordu. Oyun tarzları da oldukça benzer olan bu ikili yılın ilk Grand Slam’i Avustralya Açık’ta finalinde de karşı karşıya gelmişlerdi ve o maçı Djokovic kazanmıştı. Son karşılaşmaları ise bir toprak kort turnuvası olan Roma finalinde olmuştu ve o maçın galibi ise Murray’di. Kim kazanırsa kazansın tarihe geçecek bu final ikilinin maçları arasında en heyecanlı başlangıca sahip olanıydı sanırım. Maç boyunca birçok müthiş puan da gördük.

5 Haziran 2016 Pazar

Spor: 2016 Roland Garros Kadınlar Finalinin Ardından


Yağmurdan çok etkilenen ve maçlarda sürekli yağmur araları veya ertelenmeler gördüğümüz bu Roland Garros’ta artık kadınlar ana tablosunun sonuna maçındaydı sıra. Finale kalanlar ise dünya 1 numarası Serena Williams ile dünya 4 numarası Garbine Muguruza’ydı. Bu ikili daha önce 4 kez karşılaşmış ve bu maçların da hepsi Grand Slam’lerde olmuştu. Daha önceki karşılaşmaların 3’ünü kazanan Serena Williams olsa da Roland Garros’ta 2014 yılında oynadıkları 2. tur maçını müthiş bir oyunuyla kazanan kişi Muguruza olmuştu. Son maç ise geçen sene Wimbledon finalindeydi. Muguruza’nın kariyerindeki ilk Grand Slam finali olan bu maçı ise Serena oldukça iyi bir oyunla kazanmıştı. İkili arasında oynanan maçlar arasında en önemlileri de bu iki maçtı muhtemelen, bu iki raketin açıklamalarından da belli oluyordu. Muguruza geçen sene Wimbledon’da kaybettiği maçın kendisine çok şey öğrettiğini söylemişti. Serena ise 2014’te burada aldığı şok yenilginin kendisine çok şey öğrettiğini, hatta sonraları birçok maçı kazanmasında da etkisi olduğunu söylemişti. İki raketin de aralarında yeni yeni oluşan bu rekabetten çok şey öğrendikleri belli oluyordu zaten ama bu final tamamen farklı olacaktı çünkü özellikle Muguruza kendini Wimbledon finalindeki haline göre çok geliştirmişti. Bu kariyerinin ilk toprak kort finalini toprak kortta oynanan tek Grand Slam olan Roland Garros’ta oynayacak olmasından da anlaşılıyor zaten. Bana göre turnuvanın finalinde olabilecek en güzel eşleşmelerden biri buydu ve oldukça da heyecan verici bir maç oldu. (Bu yazımda maçla ve şampiyonla ilgili yorumlarımın yanında maçın özetinin yer aldığı video da var, ona da en alttan ulaşabilirsiniz.)

Bu Hafta | 30 Mayıs - 5 Haziran 2016

Ne Okudum?
Bu hafta kitap yönünden oldukça hareketsiz bir hafta geçirdim. Haftanın başında okuduğum Captain America: Steve Rogers #1 sayısının etkileri geçti; ama kendimi yeniden çizgi romanlara verebilecek kadar değil. Onun yerine kitaplara başlayıp başlayıp yarım bırakma evreme geri döndüm. Şu ana kadar yarım bıraktığım en güzel kitap Level Up Your Life, bitirince/bitirirsem daha detaylı bahsederim.







Ne İzledim?
Diğer yandan bu hafta ilgimi farklı bir türe yöneltip (daha doğrusu tembelliğin doruklarında gezip) kendimi filmlere verdim, yedi günde birbirinden alakasız yedi film izledim: Oturup tamamını izlemeyi çok uzun zamandır istediğim Iron Man (2008) ve Iron Man 2 (2010), Ricky Gervais imzalı (ve doğal olarak komedi türünde) Netflix filmi Special Correspondents (2016), tamamını sırıtarak izlediğim, diğerlerinin yanında nispeten kısa kalan romantik komedi Man Up (2015) ve izlediğime fazlasıyla pişman olduğum Never Let Go (2015). Diğer ikisini hatırlamıyorum bile, muhtemelen bir noktadan sonra beynim aşırı ısınıp kaydetmeyi bıraktı.





Ne Dinledim?
Bu haftanın Cumartesi Şarkısı eksikliğinden de anlaşılabileceği üzere, bu hafta müzik dünyasından bir parça uzak kaldım. Haftaya sınavların da tam olarak bitmesiyle birlikte kendimi müzikte boğmayı planlıyorum. Az kaldı.

4 Haziran 2016 Cumartesi

Spor: 2016 Roland Garros Yarı Finallerin Ardından


Turnuvanın yağmurdan çok etkilenmesi ve oldukça karışan takvimlerin bir sonucu da tüm yarı finallerin aynı gün oynanması oldu, oysaki normalde yarı finaller Grand Slam’lerde iki-iki bölünürdü. Tüm maçların aynı gün oynanması da turnuvanın ikinci kortu olan Suzanne-Lenglen’de yarı final maçının oynanması gibi ilginç bir olayı beraberinde getirdi. Bunun ilginç bir yanı da şu ki dünya 1 numarası Novak Djokovic’in de maçının olduğu bu kort yeteri kadar dolmadığı için turnuva organizatörleri normal bileti olan izleyicileri korta almışlar. Ancak bu da Djokovic’in biraz daha seyirci ile etkileşim halinde maçını oynamasına neden oldu diyebiliriz belki de. Ortaya eğlenceli görüntüler de çıktı sonuç olarak.

3 Haziran 2016 Cuma

Spor: 2016 Roland Garros Çeyrek Finallerin Ardından


Turnuva bu sene yağmurdan oldukça etkilendi diyebilirim. Turnuvanın 9. günü olması gereken maçların tümü yağmur nedeniyle ertelendi. Bir sonraki gün ise yine maçların birçoğu tamamlanamadı ve dördüncü turdaki maçların tamamının bitmesi 11. günü buldu. Ben bu yazımda turnuvanın 11 ve 12. günlerinde oynanan çeyrek finallerden bahsedeceğim.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Haftanın Şarkıları | 23 – 29 Mayıs 2016


Son günlerde biraz hasta olduğum için genelde çok, çok sevdiğim ve her zaman dinlediğim kişileri veya grupları dinledim. Bunların başında ise tabii ki Morrissey (The Smiths) ve Florence Welch (Florence + The Machine) var. Ayrıca birkaç yeni şarkı da var listemde yine. Kısa ama çok tatlı bir liste oldu bence.

Spor: 2016 Roland Garros 8. Günün Ardından


Turnuvada 8. Gün ile birlikte ilk çeyrek finalistler belli olacaktı, ancak yağmurdan dolayı özellikle kadınlar ana tablosundaki birkaç maç ertelendi. Turnuvanın ana kortu Philippe-Chatrier’deki açılışı ise Garbine Muguruza ile Svetlana Kuznetsova yapmıştı. 4 numaralı seribaşı Garbine Muguruza, dünya 15 numarası Kuznetsova’yı 6-3 6-4’lük setlerle oldukça rahat bir şekilde geçerek kadınlarda çeyrek finale yükselen ilk isim oldu. Muguruza bu sonuçla üst üste 3 kez Roland Garros’ta çeyrek finale kalmış oldu. 2014 yılında çeyrek finale ulaşırken Serena Williams’a da şok bir mağlubiyet yaşatmıştı, hatta ben de o maçla tanımıştım Muguruza’yı. O maçtan sonra da takip etmeye başladım ve son yıllarda en sevdiğim tenisçilerden biri olduğunu söyleyebilirim. Serena ve Azarenka ile birlikte kadınlar turunda en sevdiğim isim o hatta galiba. Çok da heyecan verici bir oyunu var bir de, her yüzeyde de oldukça başarılı performanslar gösterdiği son 2-3 yılda. Bakalım burada ne kadar ilerleyebilecek? Ben en azından finale kadar çıkabileceğini düşünüyorum.

Çizgi Roman/İnceleme: Captain America: Steve Rogers #1


Captain America: Steve Rogers #1
Nick Spencer (Yazar)
Jesus Saiz (Çizer)

Orijinal Basım Tarihi: 25 Mayıs 2016
Çeviri Basım Tarihi: -
Yayınevi: -

Goodreads Puanı: 2.57/5 (118 oy)
Benim Puanım: 0/5








Bir şekilde bu zamana kadar spoiler yememeyi başardıysanız, bu yazı denk gelebileceğiniz maksimum miktarda spoiler içerir.

29 Mayıs 2016 Pazar

Spor: 2016 Roland Garros 7. Günün Ardından


Turnuvada ilk haftanın son gününde pek beklenmedik sonuç olmadı diyebilirim, favoriler maçlarını kazanarak bir üst tura yükseldiler. Günün en dikkat çeken karşılaşması ise dünya 1 numarası Serena Williams ile dünya 30 numarası Kristina Mladenovic arasındaydı. Serena, Fransa’nın son yıllardaki en iyi isimlerinden biri olan Kiki Mladenovic karşında da oldukça sağlam bir performans gösterdi. Ev sahibi rakibini 6-4 7-6’lık iki sette geçmeyi başaran Serena dördüncü tura yükseldi.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Spor: 2016 Roland Garros 6. Günün Ardından


Dünya 2 numarası Andy Murray, zorlu geçen iki 5 setlik maçın ardından üçüncü turda rahat bir maç çıkardı. Dünya 28 numarası Ivo Karlovic’i 6-1 6-4 7-6’lık üç sette geçmeyi başaran Murray, turnuvadaki en rahat maçının ardından dördüncü tura yükselmeyi başardı.

27 Mayıs 2016 Cuma

Çizgi Roman/İnceleme: Spider-Man/Deadpool #1-4



Mağaradan çıktım, tam çıktım, çok da güzel zamanlara yetiştim: Spider-Man/Deadpool #5 dün çıktı! E bana da bir oturuşta hepsini okuyup incelemek kaldı. 

Bu yazı spoiler ve bol görsel içerir, ayrıca biraz uzunca, pek telefonda okunacak cinsten değil yani. Ben uyarmış olayım da.

Spor: 2016 Roland Garros 5. Günün Ardından


9 kez Roland Garros şampiyonu Rafael Nadal ikinci turda vatandaşı Facundo Bagnis ile karşılaştı. Nadal maça ilk iki oyunu kaybederek başlasa da devamında müthiş bir performans gösterdi ve rakibini 6-3 6-0 6-3’lük setlerle geçerek adını üçüncü tura yazdırdı. Böylece Nadal, Grand Slam’lerdeki 200. galibiyetine ulaştı ve tarihte bunu başaran 8. tenisçi oldu. Bu alanda zirvede ise 302 galibiyetle Roger Federer bulunuyor.

26 Mayıs 2016 Perşembe

Spor: 2016 Roland Garros 4. Günün Ardından


Dünya 2 numarası Andy Murray için turnuvanın ikinci turu da oldukça zorlu geçti. Fransız raket Mathias Bourgue ile karşılaşan Murray maça iyi başlayarak ilk seti 6-2 ile hanesine yazdırsa da sonraki iki seti sırasıyla 6-2 ve 6-4 ile rakibine kaptırınca setlerde 2-1 geri düştü. Dünya 2 numarası maçın devamında oyuna ağırlığını koymayı başarınca son iki seti 6-2 6-3 kazanarak maçtan 3-2’lik setler sonucunda galip ayrıldı. Bu sonuçla beraber Murray üst üste iki maçını da 5 sette kazanmış oldu ve açıkçası bu başlangıcı pek de beklediğim gibi bir başlangıç olmadı. Çünkü Murray Roland Garros’a oldukça formda gelmişti bu sene.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Spor: 2016 Roland Garros İlk Turun Ardından


Turnuvada ilk turdaki maçlar ilk üç günün ardından tamamlanmıştı. Ben de bu üç gün yani turnuvanın ilk turunda neler olduğunu toptan yazayım dedim. Turnuvanın ilk gününe yağmur damgasını vurmuş ve birçok maç sonraki güne sarkmıştı ancak sonraki günlerde hava durumu biraz daha iyiydi diyebiliriz. Tahmin edersiniz ki güçlü başlangıçlar olduğu gibi önemli sürprizler de yaşandı. Hadi gelin bakalım neler olmuş ilk turda.

24 Mayıs 2016 Salı

Spor: 2016 Roland Garros’tan Önce


Yılın ikinci Grand Slam’i oldukça ilginç bir şekilde başladı. Diğer Grand Slam’lerden farklı olarak Pazar günleri başlayan Roland Garros ile ilgili yazılarım biraz gecikti, bunun nedeni benim şu sıralar biraz yoğun olmam ama yine de yazmadan içim rahat etmezdi. O yüzden geç olsun, güç olmasın da yazayım dedim. Aslında turnuva hazır başlamışken turnuva öncesi değerlendirmesine ne gerek var diye düşünüyor olabilirsiniz. Bence kesinlikle önemli çünkü turnuva öncesi durum bilindiğinde turnuvanın gelişimi, yaşanan şoklar ve heyecanlar daha iyi takip ediliyor. Üstelik bu sefer Roland Garros’a gelişte tenis dünyasında daha önce yaşanmamış olaylar da gerçekleşti. Bu olayların bazıları beni üzerken bazıları da oldukça sevindirdi. E bu kadar lafa artık ne olduğunu az da olsa merak etmişsinizdir diye düşünüyorum. Eğer merak ediyorsanız sizi yazımın devamına, turnuva öncesi değerlendirmemi okumaya davet ediyorum.

Müzik: Mağaradan Çıkıyorum Edition

Sınav dönemi girince müzik de dahil olmak üzere neredeyse her şey, haliyle cumartesi şarkıları da arka plana atıldı. Normalde sınavlarımın ağırlığı biraz azaldıktan sonra biriken yeni müziklerimi toplu halde dinleyip bir Cumartesi Şarkısı yazısı yazmak istiyordum; ama dayanamayıp ne var ne yok, bir göz atayım dedim ve çok sevimli, bu yazıyı bugün yazmalıyım dedirten bir sürprizle karşılaştım:


Skillet - Feel Invincible

Geçtiğimiz yılın başlarından beri konuşulan yeni Skillet albümünün (Unleashed, 5 Ağustos'ta geliyor) ilk gerçek kanıtı, eşittir yeni single 20 Mayıs'ta yayınlanmış. Neyse ki ben yalnızca iki gün gecikmeli öğrendim, öğrendiğimden beri de en çok dinlediğim şarkılar arasında. Neden tek tekrarda değil? Çünkü:


 

Switchfoot - Float
Bu şarkıyı bulduğumda kendimi mağaradan yeni çıkmışım gibi hissettim; her şey bir yana, yeni bir Switchfoot albümünün yolda olduğundan bile haberim yokken iki single'la birden karşılaşmak beklenmedik oldu. Her ne kadar diğer single'ı (Live it Well) pek sevmemiş olsam da bunun genel havası hoşuma gitti, yeni albümün tonu bunun gibi olacaksa önümüzde keyifli bir Switchfoot albümü var demektir.

---


Sick Puppies - Black & Blue
Sick Puppies'den dinlemeye değer bir albüm daha (Fury) gelmiş yine ben bakmazken. Doğrusu bu kez bakmamam biraz kasıtlıydı, Shimon Moore gittikten sonra neyin ne kadar değişeceğinden bir hayli korkuyordum; ama dinleme fırsatı bulabildiğim birkaç şarkıya bakacak olursam sonuç güzel olmuş bence. Yakınlarda tüm albümü oturup dinlemek istiyorum.


---

Son olarak, şunun klibi izlenmeli:


The Avett Brothers - Ain't No Man
Aslında bunu en başa koymalıydım.

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Haftanın Şarkıları | 16 – 22 Mayıs 2016


Bu hafta sakin şarkılardan oluşan bir listem var, genellikle çok yorucu olmayan, sakin veya hafif hareketli diyebileceğim şarkılar dinledim. Yani eğer yorucu olmayan, sakin bir şeyler dinlemek isterseniz bu liste size göre olabilir. Ayrıca listem aslında çoğunlukla bu hafta yayınlanan yeni şarkılardan da oluşuyor yani eğer ne çıkmış diye merak ediyorsanız bir bakın derim.