Geçtiğimiz ödül sezonunun en çok
konuşulan filmlerinden biri Whiplash’di. Filmin özellikle en dikkat çekici
özelliği J.K. Simmons’ın muhteşem performansıydı. Simmons da bu performansı
nedeniyle aday olduğu tüm ödüllerde bir numaralı favoriydi zaten. Aldığı
ödüllerden en önemlileri ise Bafta, Altın Küre ve tabii ki Oscar’dı. Filmde
sayabileceğimiz önemli bir diğer oyuncu ise Miles Teller. Daha önceki
yazılarımda Miles Teller’ı çok sevdiğimi zaten söylemiştim ancak onu bu kadar
sevmemin nedeni işte bu filmdi. Filmde J.K. Simmons tabi ki ön planda ancak
Miles Teller da şimdiye kadar gösterdiği en iyi performansını ortaya koyarak
filmi bir üst seviyeye taşıyor.
25 Nisan 2015 Cumartesi
24 Nisan 2015 Cuma
Film/Haber: Emma Stone ve Steve Carell Karşı Karşıya; Battle of Sexes!
1973 tarihinde Billie Jean King
ile Bobby Riggs arasında oynanan efsanevi tenis maçını anlatacak filmde Billie Jean
King’i Emma Stone, Bobby Riggs’i ise Steve Carell canlandıracak. Daha önce
Stone-Carell ikilisi Crazy, Stupid, Love’da baba-kızı canlandırmışlardı, bu
sefer ise rakip olacaklar.
Battle of Sexes, Amerika’da tüm
zamanların en çok izlemiş spor müsabakalarından biridir. O dönemde 55 yaşında
olan eski Wimbledon şampiyonu Bobby Riggs, 29 yaşındaki Billie Jean King’e
meydan okumuş ve King de bu meydan okumayı kabul edip Riggs’i yenerek bu maçın
unutulmaz bir maç olmasını sağlamıştır. Bu maç kadın tenisinin daha iyi
tanınmasının ve daha çok saygı kazanmasının sağlandığı olay olarak da görülür.
Film/Haber: La La Land Filminde Kadro Değişikliği
Whiplash’in yazarı
ve yönetmeni Damien Chazelle’in yeni
filmi La La Land için düşünülen
oyuncular Emma Watson ve Whiplash’te de oynayan Miles Teller’dı. Ancak geçtiğimiz günlerde
çıkan haberlere göre Teller-Watson ikilisi
yerine şu sıralar Hollywood’un en popüler ve en sevilen oyuncularından olan Emma Stone ve Ryan Gosling geçebilir. Eğer söylentiler doğru olursa bu film Ryan Gosling ve Emma Stone’un Crazy, Stupid,
Love ve Gangsters Squad’dan sonraki
3. Filmi olacak.
13 Nisan 2015 Pazartesi
İstanbul Film Festivalinden bir film daha: Lost River (Kayıp Nehir)
Lost River
daha önce de bahsettiğim gibi Hollywood’un sevilen aktörlerinden olan Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik
denemesi. Ayrıca filmin yazarı da Gosling.
Bu filmi yaparken Gosling 2012
yılında çıkan Driver filminden biraz
etkilenmiş sanki. Filmde gizemli bir hava hakim ve gerilim de filmin sonlarına
doğru artıyor.
Etiketler:
Agents of S.H.I.E.L.D,
Ben Mendelsohn,
Christina Hendricks,
Doctor Who,
Driver,
Grand Budapest Hotel,
Hanna,
Iain De Caestecker,
Lost River,
Mad Men,
Matt Smith,
Ryan Gosling,
Saoirse Ronan
12 Nisan 2015 Pazar
Film/Haber: Sonunda Jared Leto’nun İlk Joker Resmi Geldi
Suicide Squad’ın muhteşem bir kadrosu
var, orası kesin, hatta son dönemlerin belki de en iyi kadrolarından birine
sahip. Tabii yeni James Bond filmi Spectre’nin de hakkını yememek lazım, onun
kadrosu da çok iyiydi. (Avengers’ı söylemeye bile gerek duymadım, zaten bilen
biliyor :) )
Bu Hafta - 12 Nisan 2015
Ne Okudum?
Bu hafta pek kitap okuyamadım. Ancak Jack Kerouac’ın Yalnız Gezgin adlı kitabına başladım. Kitap Kerouac’ın diğer kitapları gibi otobiyografik bir eser, ancak diğerlerinden ayrı olarak bu kısa hikayeler şeklinde yazılmış. Ben şu ana kadar kitabı çok beğendim. Zaten Kerouac’ın gezilerini okudukça benim de gezesim geliyor. Bunun yanında başladığım ve hâlâ bitiremediğim Insurgent var ki onu da umarım bu hafta içinde bitirebileceğim.
Ne izledim?

Bildiğiniz gibi İstanbul Film Festivali geçen hafta başladı. Ama ben her zamanki gibi bilet almakta geç kaldığım için bana uygun ve bilet kalmış olan sadece iki film bulabildim. Bunlardan biri cuma günü izlediğim Before I Disappear’dı ya da çevirilmiş haliyle Ben Ölmeden Önce. Filme gitmeden önce filmle ilgili bir araştırma yaptığımı söyleyemem, yani pek bir bilgim yoktu. Sadece 2012’de en iyi kısa film dalında Oscar kazanmış olan Curfew’den uyarlandığını biliyordum. Ancak filmi çok beğendim. Amerikan bağımsız filmlerinde şimdiye kadar izlediklerim arasında en iyilerden biriydi.
İstanbul Film Festivali'nden bilet aldığım diğer film ise
Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi olan Kayıp Nehir (Lost River), onu da
yarın izleyeceğim.
Bu hafta sinemada izlediğim bir diğer film ise Insurgent’tı.
Veronica Roth’ın Uyumsuz (Divergent) serisinin aynı isimli kitabından uyarlanan
film Twilight, Hunger Games ve Maze Runner gibi popüler kitap serisi
uyarlamalarının biri. Başrolde ilk filmde de olan Shailene Woodley, Theo James,
Ansel Elgort, Kate Winslet ve benim çok sevdiğim Miles Teller var. Aksiyon
sahnelerinin bol olduğu, sıkılmadan izlenen bir film olmuş. İlk filmi kitabını
okuduktan sonra izlediğim için neler beklemem gerektiğini biliyordum ancak bunu
izlemeden önce kitabın ancak yarısını okuyabilmiştim, o yüzden benim için
şaşırtıcı oldu filmin bazı yerleri. Ancak bence filmin en dikkat çekici noktası
Miles Teller’dı, belki ben çok sevdiğim için bana öyle geldi; ama sanki biraz
Theo James’ten de rol çalmış.
Bu hafta Amerikan Bağımsız filmi ile Holywood
filmi izlemişim, birbirinden tür olarak çok farklı olsalar da ikisi de çok
güzeldi.
Ne Dinledim?
Bu hafta yeni müzik bulamadım
desem çok doğru olacak. Ancak Franz Ferdinand’ın yeni projesini öğrendim. Franz
Ferdinand & Sparks (FFS) olarak bir albüm çıkaracaklarmış. Franz Ferdinand’ı
seven biri olarak bu albümü de severim gibi, gerçi bu albüm normal Franz
Ferdinand tarzından biraz daha farklı olacak gibi duruyor, sonuçta başka bir
grupla birleştiler. Grup ilk şarkısını yeni yayınladı, şarkının adı Piss Off. Bence çok güzel bir şarkı olmuş. Şarkıyı aşağıya ekledim, isteyen dinleyebilir.
Etiketler:
Before I Disappear,
FFS,
Franz Ferdinand,
Insurgent,
İstanbul Film Festivali,
Jack Kerouac,
Lost River,
Miles Teller,
Ryan Gosling,
Shailene Woodley,
Theo James,
Veronica Roth,
Yanlız Gezgin
Müzik/Haber: Lana Del Rey’den Yeni Albüm Geliyor
Geçtiğimiz günlerde çıkan
haberlere göre, Lana Del Rey yeni albüm hazırlıklarına başlamış bile ve bu
albümde 2014 sonlarında çıkardığı Uptown Funk şarkısıyla büyük başarı elde eden
Mark Ronson’la çalışıyormuş. Mark Ronson’ın daha önceki başarılı prodüksiyon
çalışamalarını düşününce bu albümden de beklentim arttı. Eski çalışmalarından
benim aklıma ilk olarak Amy Winehouse - Back to Black geliyor tabii ama Robbie
Williams - Rudebox, Adele - 19 ve Bruno Mars - Unorthodox Jukebox da en bilinen
ve sevilen albümlerinden Ronson’ın.
Lana Del Rey bu albümün son
albümü Ultraviolance’dan daha farklı olacağını ve ilk iki albümüne (Born to
Die, Paradise) daha çok benzeyeceğini açıklamış. Açıkçası Lana Del Rey’in
tarzını çok seviyorum ama bence en güzel albümü de Ultraviolance’dı. Yine de
Mark Ronson – Lana Del Rey işbirliği ile çıkacak bu albümü çok merak ediyorum. Lana
Del Rey şimdiden 9 şarkı yazmış bile. Albümün adının da Honeymoon olacağı söyleniyor.
Bakalım nasıl olacak.
Bu arada dinlemeyenleriniz için Lana
Del Rey’in Ultraviolance albümünün çıkış single’ı West Coast ve Uptown Funk’ın
videolarını da aşağıya ekledim. Bari albümü beklerken bunları dinleriz :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







