27 Haziran 2016 Pazartesi

Spor: 2016 Wimbledon’dan Önce


Tenisin hatta belki de tüm sporların en özel turnuvalarından biri olan Wimbledon bugün başlıyor. Spor tarihinin en prestijli, en zarif ve en karizmatik turnuvası olan Wimbledon, 2 hafta boyunca yine çok heyecanlı anlara hatta bazı tarihi anlara sahne olacaktır diye düşünüyorum her zamanki gibi. Sadece beyaz giyinme, korta giriş – çıkışlarda özel protokol ve daha birçok kurala, ayrıca bir de çok meşhur bir kraliyet locasına sahip olan bu çok özel turnuva bu sene 130. kez düzenleniyor. Turnuvayı bu kadar özel yapan nedenlerden ilki de dünyanın en eski tenis turnuvası olması zaten, e bir de çimde oynanan tek Grand Slam olduğunu da unutmayalım. Dünyadaki en güzel ve en zarif sporlardan biri olan tenisin tam olarak zirvesi diyebileceğim bu müthiş turnuva benim en sevdiğim Grand Slam sanırım. Bunun nedeni de çim kort maçlarının benim için tenisteki en güzel şeylerden biri olması. O çok sevdiğim servis vole oyununu çimde diğer kortlardan daha çok görmemizin de bunda etkisi büyük tabi. Müthiş bir tarih ile beyazın zarafetinin 130. kez birleştiği bir Wimbledon daha başlıyor. Peki ya bizi bu sene nasıl bir turnuva bekliyor? İşte bu sorunun cevabı yazımın devamında!


Öncelikle bu sene turnuva iki çok önemli eksikle başlıyor. Ben çok sevdiğim iki raket Rafael Nadal ile Victoria Azarenka bu sene sakatlıkları nedeniyle turnuvadan çekildiklerini açıkladılar. Son yıllarda Wimbledon’dan hep hayal kırıklığı ile ayrılan Nadal’ın bu sene de turnuvaya katılamaması benim için üzücü oldu diyebilirim. Nadal’sız Grand Slam’ler eksik oluyor. Roland Garros’tan sakatlık nedeniyle çekilmesinin ardından iyileşme süreci tamamlanmadığı için zaten ona çok yakın bir turnuva olan Wimbledon’dan da çekildiğini açıklayan Nadal’ın kortlara dönüşü için ise 25-31 Temmuz arasında Toronto'da düzenlenecek Rogers Cup hedefleniyor. Olimpiyatlarda Nadal’ı izlemeyi çok istiyorum özellikle çünkü karışık çiftler kategorisine katılacak iki gruptan birinde Nadal ile Garbine Muguruza var. Bu ikili bence tam bir rüya takımı olmuş, ikisi de çok sevdiğim isimler ve İspanya’nın en iyileri. Bu yüzden oldukça heyecan verici bir takım olacaklar diye düşünüyorum. NadalMuguruza ikilisi ile birlikte olimpiyatların en heyecan verici diğer ikilisi de Roger FedererMartina Hingis olacak. Bu iki takımın bir maçı olsa hele mükemmel bir tenis etkinliği olur. Nadal bir süre daha ortalıkta olmayacak ama dönüşünü heyecanla bekliyorum çünkü bu sene sonunda kendini bulmaya başlamıştı.


Bu sene bize eski müthiş performanslarından esintiler sunan Victoria Azarenka ise turnuvanın diğer önemli eksiği dediğim gibi. Azarenka sezonun ilk bölümünün en iyisiydi kesinlikle, özellikle Avustralya Açık öncesindeki turnuvalarda harika bir performansı vardı ki o eski müthiş performansını da geride bırakır nitelikteydi diyebilirim. Sakatlık nedeniyle uzun süre kortlardan uzak kaldıktan sonra ondan böyle müthiş bir performans görmek beni çok sevindirmişti ancak son dönemde yine bir sakatlık problemi yaşıyor. 2016 yılındaki müthiş başlangıcı ile Brisbane, Indian Wells ve Miami Açık'ta şampiyon olmayı başaran Azarenka, sezonun devamında ise sadece 7 kez korta çıkabildi. Umarım ki yakında iyileşir ve onu yine aynı performansla kortlarda izleyebiliriz. Son yıllarda kadın tenisinin en heyecan verici isimlerinden biri ve rekabet açısından da çok önemli bir isim bence, bu nedenle de yokluğunda gerçekten özletiyor kendini.


Gelelim turnuvanın favorilerine. Erkeklerde turnuvanın favorisi bence herkes için çok açık ve nettir: Novak Djokovic. Son bir senedir gösterdiği performans için söylenebilecek en iyi söz belki de bu performansın bu dünyaya ait olmadığıdır. Djokovic, geçen sene Roland Garros finalinde Stan Wawrinka’ya kaybettiğinden beri hiç Grand Slam maçı kaybetmedi. Grand Slam’lerde üst üste 28 maç kazanırken Djokovic sırasıyla 2015 Wimbledon, 2015 Amerika Açık, 2016 Avustralya Açık ve son olarak da 2016 Roland Garros’u kazandı. Dünya 1 numarası şu anda son dört Grand Slam’in hepsinde şampiyon konumunda bulunuyor. Tarihte böyle bir performans gösteren sadece 3 oyuncu olduğu düşünüldüğünde Djokovic’in ne kadar muhteşem olduğu da daha iyi anlaşıyor. Djokovic son yıllarda olduğu gibi bu sene de Roland Garros’tan sonra bir çim turnuvasına katılmadı. En büyük hedefi Roland Garros’ta bu sene çok uzun zamandır uğraştığı ve çok hak ettiği zafere ulaştığını göz önüne alırsak bu kararı oldukça mantıklı bir karar olmuş bence. Zaten buraya hazırlanmak için bir çim turnuvası oynaması gerekmediğini daha önceki şampiyonluklarıyla görmüştük. Şu anda tam anlamıyla yenilmez bir görüntüye sahip olan Djokovic bu turnuvanın da en büyük favorisi konumunda bence.


Djokovic’ten sonraki en önemli şampiyonluk adayı ise bu sene kariyerinin belki de en iyi performansını gördüğümüz Andy Murray. Özellikle toprak sezonunda inanılmaz bir performans sergileyen Murray, kariyerinde ilk kez Roland Garros’ta finale yükselmeyi başarmıştı. Turnuvada oldukça harika birkaç performansı da vardı. Sezonun ilk iki Grand Slam’inde final gören ve Djokovic’i finalde geçerek bir şampiyonluk kazandığı müthiş bir toprak sezonunu geride bırakan Murray, Wimbledon öncesi katıldığı Queen’s turnuvasında da müthiş bir performans gösterdi. Çok önemli bir çim kort turnuvası olan Queen’s’te şampiyonluğa ulaşan Murray, kariyerinde 5. kez burada şampiyon olarak tarihte bunu başaran ilk oyuncu oldu. Bu sezon koçu Amelie Mauresmo ile yollarını ayıran Murray, Roland Garros finali sonrası tekrardan kendisine 2 Grand Slam (2012 Amerika Açık ve 2013 Wimbledon) ve bir de olimpiyat altını (2012 Londra) kazandıran eski koçu Ivan Lendl ile çalışmaya başladı. Açıkçası bu birliktelik kariyerinin en iyi performansını gösteren Murray açısından çok yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Özellikle de taktiksel ve mental anlamda Lendl’ın önemli katkısı olacaktır ki bunlarda yeterince iyi olamaması da bu sezon Djokovic’i yenememesindeki en önemli neden. Murray’nin turnuva finalinde Djokovic ile karşılaşma ihtimali var ve ikilinin olası bir finali bence oldukça heyecan verici olacaktır.


Bir önemli favori de tabii ki Roger Federer. Çim kortta çok rahatça tarihin en iyisi diye adlandırabileceğimiz Federer, bu sezon yaşadığı sakatlıklar nedeniyle uzun bir süre kortlardan uzak kalsa ve belki hala tam olarak formunu yakalayamamış olsa da “arka bahçesi” diyebileceğimiz Wimbledon’da onu yenmek her zaman çok zordur. Bu sene Avustralya Açık’ta yarı final gördükten sonra dizinden bir ameliyat olarak uzun süre hiç korta çıkamayan sonrasında ise sırtında bir sakatlık yaşayarak Roland Garros’tan çekilmek zorunda kalan Ekselansları, Wimbledon’a hazırlanmak için iki çim turnuvasına (Stuttgart ve Halle) katıldı. Stuttgart yarı finalinde yakaladığı maç puanlarını değerlendiremeyip Dominic Thiem’e yenilen ve ardından da Halle yarı finalinde ise bir başka genç yetenek Alexander Zverev’e yenilen Federer, her zamanki kadar iyi bir hazırlık bölümü geçirmese de son dönemde yaşadığı sorunlar düşünüldüğünde bence olabildiğince iyi bir hazırlık yaptı diyebiliriz. Her zamanki gibi çok heyecan verici bir oyunu olacaktır Wimbledon’da ve bence kötü geçen bu sezonda kendini yine son iki seneki üst seviyeye çekmek için en güzel yer de burası. Ayrıca yarı finalde Djokovic’le oynama şansı var ki bu da oldukça heyecan verici bir eşleşme olur.


Kadınlarda ise en büyük favori tabii ki de Serena Williams yine. Geçen sene takvim Grand Slam’i yapmaya çok, çok yaklaşan ancak Amerika Açık’ta yarı finalde Roberta Vinci’ye elenerek büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Serena, bu hayal kırıklığı nedeniyle sezonun kalan kısmında hiç maç oynamamıştı. Bu sene de çok az turnuvaya katılan Serena, ilk iki Grand Slam’de ise finalde sırasıyla Angelique Kerber ile Garbine Muguruza’ya mağlup olarak yine önemli iki hayal kırıklığı yaşadı. Kariyerinde ilk kez üst üste iki Grand Slam finali kaybeden Serena, 22. Grand Slam zaferine ulaşıp Steffi Graf’la birlikte açık dönemde en çok Grand Slam kazanan tenisçi ünvanına sahip olmaya da çok yaklaşmıştı. Serena için bu iki mağlubiyet çok önemli motivasyon kaynakları olacaktır bence. Sezonun hatta geçen sezonun hayal kırıklığını gidermek için ayrı bir motivasyonla turnuvaya gelip çok da iyi bir performans göstereceğini düşünüyorum.


Serena’nın şampiyonluk yolundaki en önemli rakibi ise onu katıldığı son turnuva olan Roland Garros’ta yenerek kariyerinin ilk Grand Slam şampiyonluğuna ulaşan ve geçen sene de burada finalde karşılaştığı Garbine Muguruza olacak kuşkusuz. Roland Garros’ta özellikle de finalde ortaya koyduğu inanılmaz performansla herkesi kendine hayran bırakan Muguruza, bu şampiyonluğunun ardından birçok kişiye göre Serena’dan bayrağı devralacak ve dünya bir numarası olacak kişi. Açıkçası benim bunu yapmaya en yakın olarak gördüğüm kişi son yıllarda Victoria Azarenka’ydı ancak her ne kadar son yıllarda Serena’yı en çok zorlayan kişilerden biri Azarenka olsa da yaşadığı sakatlıklar nedeniyle bir türlü devamlılık sağlayamadığı için bu bir türlü mümkün olmadı. Ancak şimdi ise bunu yapabilecek bir başka isim ortaya çıktı: Garbine Muguruza. Bana göre de gelecekte hatta belki de yakın bir gelecekte dünya 1 numarası olabilecek harika bir yetenek Muguruza. Çocukluğundan beri idolü olarak gördüğü Serena’nın da şu anki en büyük rakibi olan Muguruza, geçen sene Wimbledon’da finale çıkmasının ardından bu sene de bu başarıyı devam ettirebilir hatta üstüne de koyabilir bence. Ancak buraya son Grand Slam’i kazandığı için çok önemli bir beklentiyle geldiğini ve bu tür durumlarda oyuncular üzerinde büyük bir baskı olabileceğini unutmamalıyız. Aslında bu açıdan da turnuva Muguruza için önemli olacaktır çünkü formda olduğunu biliyoruz ve burada alacağı iyi bir derece onun baskıyla mücadele edebildiğini gösterecektir. Performansını heyecanla bekliyorum.


Hem kadınlarda hem de erkeklerde şampiyonluk için favori olarak gördüğüm isimleri hakkında bilgi vermeye çalıştım. Ancak bu isimlerin dışında turnuvada sürpriz yapabilecek bazı isimlerden de kısaca bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki sezonun flaş ismi Dominic Thiem. Bu sezon kazandığı 4 şampiyonlukla bu açıdan Djokovic’le beraber zirveyi paylaşan Thiem, en son Wimbledon’a hazırlık amacıyla katıldığı Stuttgart’ta yarı finalde Federer’i yendikten sonra şampiyonluğa ulaşmıştı. Başarılı geçen sezonunu bir çim kort şampiyonluğu ile de taçlandıran ve böylelikle tüm zeminlerde şampiyonluk elde etmeyi başaran Thiem, bence bu turnuvada büyük sürprizlere imza atabilecek bir isim çünkü sezonun en formda isimlerinden de biri zaten. Dikkat edilmesi gereken bir başka isim de çim kort sezonunda koç olarak bir efsane olan John McEnroe ile çalışan Milos Raonic olacak, Raonic Queen’s’te de finale çıkıp iyi bir formda olduğunun sinyallerini verdi zaten.  


Kadınlarda dikkat edilmesi gereken diğer isimlerin başında ise 2011 ve 2014’te burada şampiyonluğa ulaşmış olan Petra Kvitova geliyor bence, son dönemde çok istikrarlı bir iş çıkarmasa da burada her zaman belli bir seviyenin üzerinde oynadığını biliyoruz. Bu yüzden bence bu seneki inişli çıkışlı performansına rağmen burada sürpriz yapabilir. Madison Keys ile Belinda Bencic de dikkat edilmesi gereken diğer isimler.


Bu sene turnuvada yanıtlanacak bir sürü önemli soru var. Djokovic "takvim Grand Slam’i" yapmada bir sonraki aşama olan Wimbledon’u kazanabilecek mi? Serena Williams son dönemde çok yaklaştığı 22. Grand Slam şampiyonluğuna ulaşıp bu önemli eşiği geçebilecek mi? Bu iki sorunun ön planda olduğu harika bir turnuva bizi bekliyor.



Turnuvaya hazırlanmak için siz de turnuvanın resmi adreslerinden yayınlanan harika videoları izleyebilirsiniz. Turnuvanın tanıtımı için yapılmış bu müthiş videolar turnuvanın görkemli tarihi ve çok önemli geleneklerinin harika bir pazarlama ile birleştirilmesi sonucu ortaya çıkıp turnuvayı gerçekten olağanüstü bir şey haline getirmişler bence. Turnuvanın tüm görkemini sunmayı başarmışlar böylelikle.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder