19 Haziran 2016 Pazar

Film/İnceleme: Warcraft: The Beginning/İki Dünyanın İlk Karşılaşması [2016]


Özellikle de son zamanlarda, uyarlamalar için, “Bir film olarak iyi ama uyarlama olarak kötü,” cümlesini çok ve çok sık kuruyorum. Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması da bu yarı geleneği sürdüren filmlerden biri oldu; çeşitli kısımlar haricinde ideal olabilecek bir aksiyon filmi ama pek çok yönden de hayal kırıklığı, en azından benim için.

Filmin asıl sorunu, hitap ettiği kitlenin çok eskiden beri Warcraft oynayan ve/veya hikayenin en başlarıyla ilgilenen oyuncular olması. Daha modern versiyonlara denk gelmiş biri olarak ben Warcraft dendiğinde çok farklı türler ve çok renkli savaş sahneleri görmeyi bekledim; ama film hikayeyi 1994 tarihli ilk Warcraft oyunu Warcraft: Orcs & Humans oyunundan, yani orcların insanların dünyasına ilk gelişinden alıyor, bu da güncel türlerin çoğunun henüz ortalarda olmaması ve tüm savaşın kılıçla birbirini ikiye bölmekten ve çekiç ya da yumrukla birbirinin kafasını ezmekten ibaret olması demek oluyor. Uyarlama olmasını bir kenara bırakıp aksiyon filmi gözüyle baksak bile bu ciddi bir eksiklik; filmde sık sık tekrarlanan savaş sahneleri iyi yapılmadığında geriye ne kalıyor ki?

Uyarlama olarak da senaryoda ciddi kopukluklar var, bazı noktalarda daldan dala atlanıyor. Film daha uzun olsaydı tüm bu sorunlar çözülebilirdi belki de, en alakasız, konusuz filmlerin bile iki buçuk saat sürebildiği şu dönemde ortaya Yüzüklerin Efendisi serisinin filmleri gibi üçer saatlik bir şeyler çıkarılabilirdi; zira Warcraft dünyası çok geniş ve ele alınması gereken çok fazla nokta var, üstünkörü geçilmeye çalışılan her detay kocaman birer eksi olarak geri dönüyor. Yine de bu gibi sıkıntıların ikinci filmde giderilecek diye düşünüyorum, en azından yönetmen Duncan Jones'un röportajlarından ben bunu çıkardım.



Bu sorunu bir kenara bırakırsak, filmin güzel artıları da vardı tabii. En basitinden, ekranda görünen karakterler oldukça güzel yapılmıştı, özellikle en az oyundaki kadar kötücül olan Gul'dan'ı ve ön plana çıkan tüm özelliklerini barındıran Lothar'ı oldukça beğendim. Aynı zamanda oyunda adının ötesinde pek görünmeyen kraliçeyi ekranda bu kadar çok görmek ve Thrall'ın bebekliğine tanık olmak da kendi içinde hoş detaylardı. 

Buna ek olarak, oyuncuların hepsini çok beğendim. Travis Fimmel filmi neredeyse tek başına yönetti zaten; ama onun haricinde de tüm oyuncular oynadıkları rollerin hakkını vermişti. Filmde iki rol birden oynayan Toby Kebbell'dan söz etmemek zaten olmaz bu noktada. En sevdiğim karakterlerse şüphesiz büyücülerdi. Herkesin aynı biçimde savaştığı filmde Medivh ve Khadgar filmin en renkli karakterleri olmuştu, istisnasız tüm Garona sahnelerinde benim gözlerim o ikisini aradı.



Özetle, ne aradığınıza ve ne tür beklentilere sahip olduğunuza bağlı olarak düşüncenizin çok farklı uçlarda yer alabileceği bir film oldu ki IMDb (7.6) ve Rotten Tomatoes (%27 - rotten) skorları arasındaki devasa fark da bunu gösteriyor zaten. İzleyin ya da izlemeyin gibi bir öneride bulunabileceğim bir film değil, ilginizi çektiyse bir şana verip kendiniz karar verin derim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder