13 Mart 2016 Pazar

Film/İnceleme: Room [2015]


Sınavlar yaklaşıyor, projeler bastırıyor, haliyle zamanımı çeşitli etkinliklerle doldurup sınav zamanı panikleme dönemim de geldi çattı. Ne yapsam da kendimi oyalasam demekle çok zaman kaybetmedim, 88. Akademi Ödülleri'nde Oscar kazanan ya da en azından ödül kazanmaya aday olan filmleri teker teker devireyim, en azından Habitica'da bana bir katkısı olsun dedim, sonuç olarak Room'u seçtim.

Room, beni depresyonun eşiğine getiren film olarak tarihe geçebilir ve geçmeli. İki saatlik film boyunca durup durup ağladım. Filmin ilk on dakikasında, olan biteni tam anlamıyla kavrarken bir başladım ağlamaya, ondan sonra filme on dakikalık bir ara vermem gerekti, o arada ağladım, film bittikten sonra önce biraz daha ağladım, sonra iyice içime kapanıp çevrede gördüğüm her şeye ya büyük bir karamsarlık ya da daha büyük bir minnet duygusuyla yaklaşmaya başladım. Film biteli saatler oluyor ve kendime gelebilmek için araya bol miktarda oyun, müzik ve başka bir film (The Big Short) sokmam gerekti. Yeniden girmek istediğim bir ruh hali değil.




Filmin en sevdiğim yanı hikayenin parçalarını yerine oturtmanın neredeyse tamamen izleyiciye bırakılması oldu. Kimse size salak muamelesi yapıp detayları tek tek anlatmıyor, ayrıca bu yolla hikayenin derinliği de belirgin şekilde artıyor. Zaten hikayede olay örgüsünü açıklayacak bir anlatıcı söz konusu değil, ancak bazı sahnelerde Jack'in bakış açısından bazı cümleler var, onlar da olanları Jack'in nasıl karşıladığını ya da algıladığını göstermek adına, hepsi bu. Ek olarak, bu sayede filmin üzerinde düşündükçe daha fazla taş yerine oturuyor ve her yeni kavrayışla birlikte bazen hoş, bazen nahoş bir şaşkınlık yaşıyorsunuz. 

Sevdiğim bir başka özellik de karakterlerin gerçekçiliği oldu. Şu anda 9 yaşında olan, dizide 5 yaşına yeni giren Jack'i canlandıran Jacob Tremblay de dahil olmak üzere herkes rolünün içine o kadar iyi girmiş ki hiçbir yerde bir potluk yok. Özellikle de ana karakter Joy'u canlandıran Brie Larson'a ayrı bir hayranlık duydum, aldığı ödüllerin hepsini hak etmiş kesinlikle. Dahil olduğu birkaç prodüksiyonu daha listeme aldım zaten.




Dürüst olmak gerekirse filmin nesini beğenmemiş olabileceğimi uzun uzun düşündüm, hatta bir şeyler aradım diyebilirim; ama beni özellikle rahatsız eden bir şey bulamadım. Hikayenin ağır ilerlemesine pek bayılmadım (filmdeki ilk büyük olay filmin üçte birinden sonra, ortalara yakın gerçekleşiyor); ama bu tarz bir hikaye zaten çok hızlı işlenemez gibime geliyor. Hatta pek çok olay zaten televizyonda görülen bir haber ya da bir başka olayla birleştirilerek kısaltılan sahneler şeklinde verilmese çok daha uzun ve yavaş bile olabilirmiş. Gittim IMDb'deki trivia sayfasını okudum, uyarlandığı kitabı da okumak istiyorum; ama bu daha çok 'bir ara' bir düşünce benim için.




Son olarak, filmin müzikleri şahaneydi. Bu yazıyı yazarken Spotify'da OST albümünü dinliyorum ve her seferinde daha da hoşuma gidiyor. Joy'un Jack'i uyutmak için söylediği şarkı o listeye dahil değil, farklı müzisyenler ya da gruplar tarafından seslendirilmiş hallerini Spotify üzerinde bulabilirsiniz. Ben filmdeki halini diğerlerinden daha çok beğendim.



Özetle, bence başka hiçbir şey için değilse bile oyunculukların başarısına şapka çıkarmak için izlenebilir bir filmdi. Zaten olumsuz bir ruh halindeyseniz izlemenizi pek önermem, bir anda çarpıp sürükleyebilecek sahnelere ve detaylara sahip bir hikaye, onun haricinde ben bile oturup tekrar izleyebilirim. Önerilir.

2 yorum:

  1. Kesinlikle efsane bir film herkesin izlemesi gerek
    https://neu.edu.tr

    YanıtlaSil
  2. Kesinlikle efsane bir film herkesin izlemesi gerek
    https://neu.edu.tr

    YanıtlaSil