5 Şubat 2016 Cuma

Oyun/İnceleme: Life is Strange (Episode 1)

Life is Strange
DONTNOD Entertainment, Square Enix, 
Çıkış Tarihi: 30 Ocak 2015 (ilk bölüm) - 20 Ekim 2015 (son bölüm)


Biri kelebek etkisi mi dedi?

Bunca zaman kendime o geçsin oynarsın, bu geçsin başlarsın, şu anda bu daha önemli, daha gençsin deyip ertelemek zorunda kaldıktan sonra nihayet Life is Strange'e başladım. Toplamda beş bölümden oluşan (ve ister beş bölüm bir arada, isterseniz tek tek bölümler halinde satın alabileceğiniz) oyunun henüz ilk bölümünü ancak bitirdim ve daha şimdiden iyi ki oynamışım dediğim oyunlar arasına girdi.

Oyunda ana karakterimiz Maxine "Max" Caulfield, bir fotoğrafçılık öğrencisi. Beş yıl önce başka bir eyalete taşınmış; ama prestijli Blackwell Academy'den burs kazanınca geri dönmüş, burada okuyor. Dönüşünün üçüncü haftasında, derste uykuya dalıyor ve şehrin bir kasırga tarafından yok edileceğine dair bir öngörüde bulunuyor. Dersten sonra elini yüzünü yıkamak için tuvalete gittiğindeyse bir kızın bir çocuk tarafından vurularak öldürüldüğünü görüyor. Tam bu kız rahat yüzü göremeyecek mi derken zamanı geri alma becerimiz olduğunu keşfediyoruz. Ne denir ki buna?


Chloe (sol) ve Max (sağ).

Oyun hikaye tabanlı, ilerledikçe çeşitli seçimler yapmanız gerekiyor. Oyunun tamamı kelebek etkisi mantığıyla ilerliyor zaten, yaptığınız her hareketin aklınıza bile gelmeyecek türden sonuçları olabiliyor. Bu noktada da zamanı geri alma şansınız olduğu için bir hayli seviniyorsunuz, zira zaman zaman ciddi sonuçlardan sıyrılmak için, zaman zamansa kalbini kırdığınız arkadaşınızla aranızı düzeltmek için zamanı geri almanız bile gerekebiliyor. Elinize fırsat geçtiğinde bu özelliğinizi hinlik için de kullanabiliyorsunuz elbette, hep iyi hep iyi nereye kadar? (Özellikle de çevrede Victoria gibi bir karakter varken.)

Karakterimizin başından geçen günlük şeylerin yanı sıra bir de büyük resim var: Rachel Amber'a ne olduğu sorusu. Okulda nereye gitseniz kayıp posterleri size bakıyor, konuştuğunuz herkes onu o ya da bu şekilde tanıyor. Hikayenin büyük bir kısmının onun üzerine kurulu olduğu belli; ama henüz ortaya ne çıkacağını bilmiyorum. Ha acayip tuhaf bir teorim var ama o teoriye oyunu bitirmeden girmeyeceğim; ama haklıysam da kocaman spoiler uyarıları arasında yayarım, bilesiniz.


Max'in Rachel Amber hakkındaki günlük yazısı. Gün içinde başımızdan geçen her şey, çektiğimiz her fotoğraf, tanıştığımız herkes, gittiğimiz her önemli yer burada kendine yer buluyor.

Oyunun en sevdiğim özelliği kapsamı. Çevrenizde bulunan o kadar fazla şeyle etkileşime girebiliyorsunuz ki hepsine bakarsanız (ki çoğu nesneyle etkileşiminiz bakmaktan ibaret) oyun bitmiyor. Kardeşim ilk bölümü benden önce ve biraz daha hikayenin sonunu görme heyecanıyla oynadı, ben yurdun girişinin biraz ötesindeki toteme kadar her şeyi inceledim ve harcadığımız zaman arasında uçurum var. Bunun dışında insanlarla da konuşup çeşitli şeyler öğrenebiliyorsunuz, onların da hikayeye çeşitli etkileri olabiliyor. Örneğin o Kate ya da Victoria'yla ilgili bir şeyler yapacağımızdan bayağı eminim ama ne olabileceğini henüz kestiremiyorum.


Max iyi güzel de asıl favorim Warren benim ya.

Oyunun grafikleri ya da müzikleri gibi diğer harika yönleri de var bu arada, her ne kadar onlar benim için ikinci planda kalsa da eğer bu gibi detayları önemsiyorsanız hiç değilse şöyle bir gezinin, çok spoiler yemeden birinci bölüme bir göz atın derim. Yok benim derdim hikayesi diyorsanız da saldırın, durmanız hata. Şahsen ben bu yazıyı gönderip tarayıcıyı kapattığım saniye oyuna geri döneceğim, zira bu inceleme aslında benim bu geceyi oyun oynayarak geçirme bahanem, soranlara, "İş için canım, başka bir niyetim olabilir mi hiç?" diyeceğim. Belki de hikaye bitene kadar dış dünyayı yok sayarım yalnızca, o da bir seçenek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder