27 Nisan 2015 Pazartesi

Kitap: Ne Oku(yor Gibi Yapı)yorum?

Hafta sonları kitap okuyamamak gibi bir problem geliştirdim son birkaç haftada. Bir kez eve geldiğimde yapacak iş çok olduğundan yalnızca otobüslerde ve metroda kitap okumakla yetinmek zorunda kalıyordum, bu kez de zamanım olsa bile okuyamaz hale geldim, haliyle başlayıp yarım bıraktığım kitaplar birikti de birikti. Son durumda Goodreads'te çoğunu yakınlarda bitiremeyecekmişim gibi gelen beş kitap okuduğumu görünce dedim belli, incelemelerin gelmesine daha var, bari bir Ne Okuyorum yazısı yazayım.

26 Nisan 2015 Pazar

Bu Hafta – 26 Nisan 2015

Ne Okudum?

Bu hafta bir türlü kitap okumaya vakti bulamadım. Ama son zamanlarda çıkan Joker haberlerinin de etkisiyle Brian Azzarello (yazar) ve Lee Bermejo (çizer)’nun Joker isimli grafik romanını (tekrar) okudum. Joker, Heath Ledger’ın en iyi yardımcı oyuncu Oscarını aldığı efsane Joker’dan esinlenilerek yazılmış bir eser. Hikayesi çok ilginç olmasa da güzeldi. Çizimleri de normalde gördüğümüz çizimlerden biraz daha farklı ancak hikayeye uygun yapılmış bence, o yüzden ben onu da beğendim. Aslında Batman: The Killing Joke’u da tekrar okumak istiyordum ancak ona bir türlü fırsat bulamadım. Önümüzdeki hafta da onu okurum muhtemelen.


Ne İzledim?

Star Wars’un yeni fragmanın da çıkmasıyla beraber aklımda filmleri bir kere daha izlemek vardı. Perşembe gününün de tatil olmasını fırsat bilip o gün Star Wars maratonu yapmaya karar verdim. Ancak 6 filmi de izleyemeyeceğimi tahmin ettiğimden bende ilk üç filmi izledim. Tabi burada kastetiğim filmler çıkış sırasına göre ilk 3 film yani orijinal üçleme. Ve iyi ki de orijinal üçlemeyi izlemişim çünkü onları bir kere daha izleyince daha da çok sevmeye başladım Star Wars’u ve fark ettim ki ilk film (Star Wars veya Star Wars Episode IV: A New Hope) serinin en iyi filmiymiş. E orijinal üçlemeyi izleyince Luke Skywalker, Darth Vader, Yoda, Obi-Wan Kenobi, Prenses Leia, Han Solo, Chewbacca, R2-D2 ve C-3PO gibi bir sürü ikonik karakteri de bir kere daha görmüş oldum. Favorim kim diye düşündüğümde eskiden Darth Vader derdim ama bu sefer Han Solo’yu daha çok sevdiğimi fark ettim. Bence Darth Vader’dan daha karizmatik bir karakter ve alaycı tavırlarının da benim favorim olmasında etkisi var.


Ne Dinledim?

Bu hafta yeni müzikler keşfedebildim. Blur yeni albüm çıkarıyormuş (hatta yarın çıkıyor). Son albümlerinin çıkmasının üzerinden 10 seneden fazla zaman geçmişti. Benim çok sevdiğim grupların arasındadır Blur. Yıllardır sıkılmadan dinlediğim bir sürü şarkıları var. Geçen gün yeni albümlerinden bir şarkıyla karşılaşınca çok sevindim doğal olarak. Albüm daha çıkmadığı için tüm şarkıları dinleyemedim. Dinleyebildiğim şarkının adı My Terracotta Heart. Çok sakin, çok rahatlatıcı bir havası var şarkının ve şimdiden favorilerim arasına girdi bile. Blur dışında da çok sevdiğim başka bir grup olan The Black Keys’in Weight of Love şarkısına rastladım hafta başında. Turn Blue adlı albümlerinden 2015’te yayınladıkları tek şarkı. Bu şarkı da bence The Black Keys’in en iyilerinden biri olmuş özellikle sondaki solo kısmı çok güzel. İki şarkıyı da dinlemek isteyenler için aşağıya ekledim.




Bu Hafta | 20-26 Nisan 2015

Açıkçası ben bu hafta bir Bu Hafta yazısı yazmamaya hazırlanmıştım. Hiçbir şey yapmadığımdan değil; ama uzuun bir liste çıkarmaya değer hiçbir şey yapmadım. Goodreads'e göre yedi kitap okumuşum ki bunların ikisi kısa hikayeler, birinden çok sıkıldığım için bitirmedim, iki tanesi de read-to-review okumalarıydı. Film izlemedim, ta haftanın başında paylaştığım şarkı ve incelemesini yazmayacağım Scorpions'ın Return to Forever albümü dışında hiçbir şey dinlemedim. Bu hafta bir şey yazmasam da olurmuş yani.
Okuduklarım (linkler incelemelere gider):

25 Nisan 2015 Cumartesi

Film/Haber: İşte Jared Leto’nun Adım Adım Değişimi ve JOKER’ın Son Hali!


Bugün Jared Leto’nun Joker’ının son halinin fotoğrafı yayınlandı. Leto beklendiği gibi çok büyük bir değişim geçirmiş. Bence sonuç çok iyi olmuş. Daha önceki yazımda da söylediğim gibi Leto’dan çok iyi bir performans geleceğini düşünüyorum ve bence film de müthiş olacak.

Kesinlikle İzlemelisin: Whiplash (2014)


Geçtiğimiz ödül sezonunun en çok konuşulan filmlerinden biri Whiplash’di. Filmin özellikle en dikkat çekici özelliği J.K. Simmons’ın muhteşem performansıydı. Simmons da bu performansı nedeniyle aday olduğu tüm ödüllerde bir numaralı favoriydi zaten. Aldığı ödüllerden en önemlileri ise Bafta, Altın Küre ve tabii ki Oscar’dı. Filmde sayabileceğimiz önemli bir diğer oyuncu ise Miles Teller. Daha önceki yazılarımda Miles Teller’ı çok sevdiğimi zaten söylemiştim ancak onu bu kadar sevmemin nedeni işte bu filmdi. Filmde J.K. Simmons tabi ki ön planda ancak Miles Teller da şimdiye kadar gösterdiği en iyi performansını ortaya koyarak filmi bir üst seviyeye taşıyor.

24 Nisan 2015 Cuma

Film/Haber: Emma Stone ve Steve Carell Karşı Karşıya; Battle of Sexes!


1973 tarihinde Billie Jean King ile Bobby Riggs arasında oynanan efsanevi tenis maçını anlatacak filmde Billie Jean King’i Emma Stone, Bobby Riggs’i ise Steve Carell canlandıracak. Daha önce Stone-Carell ikilisi Crazy, Stupid, Love’da baba-kızı canlandırmışlardı, bu sefer ise rakip olacaklar.
Battle of Sexes, Amerika’da tüm zamanların en çok izlemiş spor müsabakalarından biridir. O dönemde 55 yaşında olan eski Wimbledon şampiyonu Bobby Riggs, 29 yaşındaki Billie Jean King’e meydan okumuş ve King de bu meydan okumayı kabul edip Riggs’i yenerek bu maçın unutulmaz bir maç olmasını sağlamıştır. Bu maç kadın tenisinin daha iyi tanınmasının ve daha çok saygı kazanmasının sağlandığı olay olarak da görülür.

Film/Haber: La La Land Filminde Kadro Değişikliği


Whiplash’in yazarı ve yönetmeni Damien Chazelle’in yeni filmi La La Land için düşünülen oyuncular Emma Watson ve Whiplash’te de oynayan Miles Teller’dı. Ancak geçtiğimiz günlerde çıkan haberlere göre Teller-Watson ikilisi yerine şu sıralar Hollywood’un en popüler ve en sevilen oyuncularından olan Emma Stone ve Ryan Gosling geçebilir. Eğer söylentiler doğru olursa bu film Ryan Gosling ve Emma Stone’un Crazy, Stupid, Love ve Gangsters Squad’dan sonraki 3. Filmi olacak.

23 Nisan 2015 Perşembe

Kitap/İnceleme: Fallen Too Far - Abbi Glines


Fallen Too Far
Rosemary Beach #1; Too Far #1
Abbi Glines

Basım Yılı: 2012

Goodreads Puanı: 4.26/5 (Yuh artık)
Benim Puanım: 0/5








Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Kendime, bu kitap hakkında hiçbir şey yazmayacağıma, hatta onu okuduğumu bile unutacağıma ve hayatıma devam edeceğime dair söz vermiştim. Ne var ki dayanamadım. Bir insan nasıl bu kadar kötü yazabilir be? Nasıl bastırdı demeyeceğim, ilk basımı self-published zaten de yetmez gibi kaç dile çevrilmiş, ki yanılmıyorsam Türkçe baskısı da çıkacaktı. İnsaf yani.

20 Nisan 2015 Pazartesi

Müzik: Günün Şarkısı: Alarcon - Heavy Metal Preacher (feat. Taylor Holland Armstrong)

Saati de hesaba kattığımızda gecenin şarkısı demem daha doğru olurdu aslında. Bu gece kendime çeviri müziği ararken, Spotify'ın bana önerdikleri arasında denk geldim Alarcon'a, albümü bir kez baştan sona kadar dinledim, sona kendimi bu şarkıya tekrar tekrar döner halde buldum. Grup hakkında ben de pek bir şey bulamadım; ama gördüğüm kadarıyla "grup" aslında yalnızca Joey Alarcon'dan oluşuyor, konuk sanatçılarla müzik yapıyorlar. Haklarında net bir şey söyleyecek kadar çok şey öğrendiğim söylenemez.
Albümün tamamını iTunes ya da adını daha önce duymadığım CDBaby'den satın alabilirsiniz, şuradan da Facebook sayfalarına erişebilirsiniz.


19 Nisan 2015 Pazar

Bu Hafta | 13-19 Nisan 2015

Bu Hafta yazılarının en iyi yanı, geçtiğimiz hafta ne yaptığımla ilgili bana en azından bir fikir vermesi; çünkü bu kez bu hafta ne yaptığım hakkında hiçbir fikrim yok. Çok saçma bir hafta geçirdim. Boş desem değildi ama beni ileri taşıyacak hiçbir şey yapmamışım neredeyse; yoğun desem değildi ama ne kendime, ne de işlerime ayıracak zaman bulabildim. Anlamadım gitti.

Ne Okudum?
Bu hafta çok fazla okumadım. En son bir gece/sabah kendimi Legend/Efsane serisinin devam kitapları olan Prodigy/Deha ve Champion/Şampiyon'u okurken bulduğumu hatırlıyorum, otobüslerde Songwriting for Dummies'i okudum, bir de dün akşam eve gelirken bir ara sesli kitap halinde başladığım Oscar Wilde'ın The Picture of Dorian Gray'ini basılı bir kopyayla bitirdim, cumartesi gecesi/cuma sabahı da oturup Best Kind of Broken'ı okudum, o kadar. Linkler incelemelere gider.







Ne İzledim?
Cuma günü That Awkward Moment'a başladım. Aslında biraz kendimi oyalayayım diye açmıştım; ama kendimi filmden cidden keyif alır halde buldum, hatta direkt telefona attım yolda ya da gece izlerim diye. Gerçi bunları yapmam pek mümkün olmadı, o yüzden filmi ancak bugün bitirebildim.
İzlerken aklımdan geçen ilk şey, "Zac Efron büyümüş!" oldu. Görünüşe göre kardeşimin Disney Channel izlediği, High School Musical serisinin televizyonlarda ısrarla verildiği dönemden beri adamı görmemişim, halbuki IMDb'ye göre o zamanlardan sonra pek çok filmde/dizide oynamış. Miles Teller'ın oyunculuğunu da Divergent/Uyumsuz serisinde sevdiğimden çok daha fazla sevdim; belki oradaki oynadığı karakterle ilgilidir, bilmiyorum.
Doğrudan filmle ilgili yazacak olursam, oldukça keyifli diyaloglar (favorim için) ve güzel sahneler içeren bir film. Bir romantik komedi (komedi kısmı romantizm kısmından daha iyi, baştan uyarayım) ve IMDb puanı da 6.1, haliyle çok doyurucu bir şey zaten beklemeyin; ama yorgunluğu atmak için birebir. Ben sevdim.


Ne Dinledim?
Önceki haftalarda hep dinlemenin müzik kısmına odaklandığımı fark ettim; aslında benim çok fazla müzik dinle(ye)mememin temel nedeni çok fazla podcast dinlemem. Liste cidden uzun, bu nedenle şu bölümleri dinledim gibi bir şey pek mümkün değil; ama önümüzdeki haftalarda en sık dinlediğim podcast'lerin listesini (daha ziyade reklamını) yapmaya karar verdim. Albüm olaraksa bu hafta yalnızca Halestorm'un Into the Wild Life albümünü dinledim. Hakkında söyleyebileceğim çok fazla şey yok, benim için ortalamaydı. Dinlenir; ama heyecanla beklediğime değecek kadar muhteşem değildi. 

Kitap/İnceleme: Champion/Şampiyon - Marie Lu


Champion/Şampiyon
Legend #3
Marie Lu

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Orijinal Basım Yılı: 2013
Çeviri Basım Yılı: 2015

Goodreads Puanı: 4.19/5
Benim Puanım: 4/5






İlk kitabın incelemesi için.

Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Bu kitabın incelemesini yazmaya sanırım üç ya da dört gündür uğraşıyorum. Her seferinde başladım, görüldüğü üzere hiçbirinde de doğru düzgün bir şey yazıp tamam bitirdim, muhteşem oldu dedirten bir iş çıkaramadım. Görünüşe göre genel olarak seri hakkında yazabileceklerimi büyük ölçüde ikinci kitabın incelemesinde yazıp bitirmişim, bu yüzden bu yazıda katı bir şekilde üçüncü kitaba odaklanacağım. En azından planım bu.

18 Nisan 2015 Cumartesi

Kitap/İnceleme: Prodigy/Deha - Marie Lu


Prodigy/Deha
Legend #2
Marie Lu

Yayınevi: Pegasus
Orijinal Basım Yılı: 2013
Çeviri Basım Yılı: 2014

Goodreads Puanı: 4.19/5
Benim Puanım: 4/5







Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Bu seriye devam etmeyi çok uzun zamandır planlıyordum. E-kitaplar elimde (çünkü şuradan hatırlayacağınız üzere, ilk kitabı çevirilerini bekleyecek ya da hardcover'larını alacak kadar çok sevmemiştim), bir ara okurum deyip duruyordum, en son geçtiğimiz haftalarda son kitabın çevirisinin (Champion/Şampiyon, Pegasus Yayınları'ndan çıktı) de çıkmasıyla birlikte dedim hadi artık, şimdi okumazsam daha da okumam. Başladım.

13 Nisan 2015 Pazartesi

İstanbul Film Festivalinden bir film daha: Lost River (Kayıp Nehir)


Lost River daha önce de bahsettiğim gibi Hollywood’un sevilen aktörlerinden olan Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi. Ayrıca filmin yazarı da Gosling. Bu filmi yaparken Gosling 2012 yılında çıkan Driver filminden biraz etkilenmiş sanki. Filmde gizemli bir hava hakim ve gerilim de filmin sonlarına doğru artıyor.

Müzik/İnceleme: İki Albüm Birden

Dün yazdığım Bu Hafta yazısında geçtiğimiz hafta dinlediğim dört albümün kısa incelemelerini içeren bir yazı yayınlayamayı planladığımdan söz etmiştim. Listedeki son iki albümün de, grubun da bende pek önemli bir yeri olmadığı için onlar hakkında yazmaktan vazgeçtim, bu yazının devamında yalnızca American Nights - Plain White T's ve Endless Forms Most Beautiful'u inceleyeceğim.

12 Nisan 2015 Pazar

Film/Haber: Sonunda Jared Leto’nun İlk Joker Resmi Geldi



Suicide Squad’ın muhteşem bir kadrosu var, orası kesin, hatta son dönemlerin belki de en iyi kadrolarından birine sahip. Tabii yeni James Bond filmi Spectre’nin de hakkını yememek lazım, onun kadrosu da çok iyiydi. (Avengers’ı söylemeye bile gerek duymadım, zaten bilen biliyor :) )

Bu Hafta - 12 Nisan 2015

Ne Okudum?


Bu hafta pek kitap okuyamadım. Ancak Jack Kerouac’ın Yalnız Gezgin adlı kitabına başladım. Kitap Kerouac’ın diğer kitapları gibi otobiyografik bir eser, ancak diğerlerinden ayrı olarak bu kısa hikayeler şeklinde yazılmış. Ben şu ana kadar kitabı çok beğendim. Zaten Kerouac’ın gezilerini okudukça benim de gezesim geliyor. Bunun yanında başladığım ve hâlâ bitiremediğim Insurgent var ki onu da umarım bu hafta içinde bitirebileceğim.




Ne izledim?

Bildiğiniz gibi İstanbul Film Festivali geçen hafta başladı. Ama ben her zamanki gibi bilet almakta geç kaldığım için bana uygun ve bilet kalmış olan sadece iki film bulabildim. Bunlardan biri cuma günü izlediğim Before I Disappear’dı ya da çevirilmiş haliyle Ben Ölmeden Önce. Filme gitmeden önce filmle ilgili bir araştırma yaptığımı söyleyemem, yani pek bir bilgim yoktu. Sadece 2012’de en iyi kısa film dalında Oscar kazanmış olan Curfew’den uyarlandığını biliyordum. Ancak filmi çok beğendim. Amerikan bağımsız filmlerinde şimdiye kadar izlediklerim arasında en iyilerden biriydi. 
İstanbul Film Festivali'nden bilet aldığım diğer film ise Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi olan Kayıp Nehir (Lost River), onu da yarın izleyeceğim. 

Bu hafta sinemada izlediğim bir diğer film ise Insurgent’tı. Veronica Roth’ın Uyumsuz (Divergent) serisinin aynı isimli kitabından uyarlanan film Twilight, Hunger Games ve Maze Runner gibi popüler kitap serisi uyarlamalarının biri. Başrolde ilk filmde de olan Shailene Woodley, Theo James, Ansel Elgort, Kate Winslet ve benim çok sevdiğim Miles Teller var. Aksiyon sahnelerinin bol olduğu, sıkılmadan izlenen bir film olmuş. İlk filmi kitabını okuduktan sonra izlediğim için neler beklemem gerektiğini biliyordum ancak bunu izlemeden önce kitabın ancak yarısını okuyabilmiştim, o yüzden benim için şaşırtıcı oldu filmin bazı yerleri. Ancak bence filmin en dikkat çekici noktası Miles Teller’dı, belki ben çok sevdiğim için bana öyle geldi; ama sanki biraz Theo James’ten de rol çalmış. 
Bu hafta Amerikan Bağımsız filmi ile Holywood filmi izlemişim, birbirinden tür olarak çok farklı olsalar da ikisi de çok güzeldi.


Ne Dinledim?
Bu hafta yeni müzik bulamadım desem çok doğru olacak. Ancak Franz Ferdinand’ın yeni projesini öğrendim. Franz Ferdinand & Sparks (FFS) olarak bir albüm çıkaracaklarmış. Franz Ferdinand’ı seven biri olarak bu albümü de severim gibi, gerçi bu albüm normal Franz Ferdinand tarzından biraz daha farklı olacak gibi duruyor, sonuçta başka bir grupla birleştiler. Grup ilk şarkısını yeni yayınladı, şarkının adı Piss Off. Bence çok güzel bir şarkı olmuş. Şarkıyı aşağıya ekledim, isteyen dinleyebilir.


Müzik/Haber: Lana Del Rey’den Yeni Albüm Geliyor


Geçtiğimiz günlerde çıkan haberlere göre, Lana Del Rey yeni albüm hazırlıklarına başlamış bile ve bu albümde 2014 sonlarında çıkardığı Uptown Funk şarkısıyla büyük başarı elde eden Mark Ronson’la çalışıyormuş. Mark Ronson’ın daha önceki başarılı prodüksiyon çalışamalarını düşününce bu albümden de beklentim arttı. Eski çalışmalarından benim aklıma ilk olarak Amy Winehouse - Back to Black geliyor tabii ama Robbie Williams - Rudebox, Adele - 19 ve Bruno Mars - Unorthodox Jukebox da en bilinen ve sevilen albümlerinden Ronson’ın.

Lana Del Rey bu albümün son albümü Ultraviolance’dan daha farklı olacağını ve ilk iki albümüne (Born to Die, Paradise) daha çok benzeyeceğini açıklamış. Açıkçası Lana Del Rey’in tarzını çok seviyorum ama bence en güzel albümü de Ultraviolance’dı. Yine de Mark Ronson – Lana Del Rey işbirliği ile çıkacak bu albümü çok merak ediyorum. Lana Del Rey şimdiden 9 şarkı yazmış bile. Albümün adının da Honeymoon olacağı söyleniyor. Bakalım nasıl olacak.

Bu arada dinlemeyenleriniz için Lana Del Rey’in Ultraviolance albümünün çıkış single’ı West Coast ve Uptown Funk’ın videolarını da aşağıya ekledim. Bari albümü beklerken bunları dinleriz :)



Bu Hafta | 6-12 Nisan 2015

Sanırım ilk kez bir Bu Hafta yazısını zamanında yazıyorum.

Ne Okudum?
Bütün hafta durdum durdum, sonra iki gün kendimi kitaplara verdim. Bu hafta yaklaşık yarısı R2R (read to review) olmak üzere toplam 11 kitap okudum, biri Goodreads'te yazılı değil, biri de aslında yaklaşık 30 dakikalık bir sesli kitabın transkripti (Sweet Filthy Morning After, eğer Goodreads'te bir göz atmak isterseniz). Okunma sırasına göre tam listeyi aşağıda bulabilirsiniz. Linkler incelemelere gider; bazıları Goodreads üzerinde, bazıları blogda.


Ne İzledim?
Muhtemelen sırf Bu Hafta yazıları için film izliyorum ben, her cumartesi gecesi bir tane. Dün gece de izlenecekler listelerimi karıştırdım, en son baktım aksiyon izleyesim var Edge of Tomorrow/Yarının Sınırında'yı izledim. Film bittikten sonraki tepkim: "Neydi o öyle ya."
Filmin konusu da içeriği de çok ilginç; uzaylılar, zamanın akışını değiştirebilme, en son teknoloji aşırı pahalı silahlar havada uçuşuyor. Özellikle de Cage'in (Tom Cruise) ikinci uyanışından sonra (spoiler vermemek için kasmak) zamanında filmi gidip sinemada izlemediğime bir hayli pişman oldum diyebilirim. Spoiler vermeden ya da zaten IMDb'de yazılı olan şeyleri buraya listelemeden nasıl inceleme yazabileceğimi bilmediğim için buna hiç kalkışmayacağım; kısaca izlemediyseniz gidin izleyin diyeceğim türden bir filmdi.


Ne Dinledim?
Bu hafta albümden albüme koşarım diyordum, gereksiz bir meşguliyet, hastalık derken planladıklarımın yarısını bile yapamadım. Yine de elimi bir süredir beni bekleyen birkaç albüme sürebildim, hiç yoktan iyidir. İlerleyen günlerde hepsi için toplu halde, kısa kısa incelemeler yazmayı planlıyorum.
  • American Nights - Plain White T's (2015)
  • Endless Forms Most Beautiful - Nightwish (2015)
  • Red - Of Beauty and Rage (2015)
  • The Used - Imaginary Enemy (2014)
Farklı türler oldukları için albümleri kıyaslamayacağım; ama en beğendiğimin Endless Forms Most Beautiful olduğunu söylemeliyim. İlk CD'yi dinlerken kendimden geçtim resmen. Instrumental olanlar daha duruyor, onları gece, tadını çıkararak dinlemeyi planlıyorum.
Bir çeşit arka plan hikayesi olarak, ben bu albümü dün akşam/gece dinledim. Biraz dalgındım, onun hemen üstünde de One Man Army (Ensiferum'un 2015 albümü - hâlâ tam olarak dinleyemedim) vardı, o kafayla onu açtım diye hatırlıyorum. Beşinci şarkıya kadar Nightwish dinlediğimin farkına varmayıp, "Ensiferum ne zaman kadın solist aldı ki?" diye düşündüm, albüm kapağına bakınca anladım durumu. Yorgun kafayla müzik de dinlenmiyor.

11 Nisan 2015 Cumartesi

Kitap/İnceleme: The Impossible Knife of Memory - Laurie Halse Anderson


The Impossible Knife of Memory
Laurie Halse Anderson

Orijinal Basım Yılı: 2014
Çevirisi Yok

Goodreads Puanı: 3.94/5
Benim Puanım: 2/5









Laurie Halse Anderson, adını neredeyse ısrarla duyduğum bir yazar. Uzun bir zamandır Speak adlı kitabına göz dikmiştim, bir süredir de Wintergirls'ü okumak istiyordum (herhangi birinin çevrilip çevrilmediğini bilmiyorum); en son katıldığım bir challenge için okuyabileceğim kitaplar içinden bunu seçtim, şimdi de buradayız.
Bu kitabı okuduğuma pişman mıyım? Değilim. Yine olsa yine yapar mıyım? Hayır.

Müzik/Haber: Florence + The Machine'in Yeni Single'ı, Ship to Wreck

Bildiğimiz gibi, bu yılın Mayıs sonlarında (29 Mayıs, Vikipedi'ye güvenecek olursak) Florence + The Machine, How Big, How Blue, How Beautiful adlı yeni bir albüm çıkarıyor. Geçtiğimiz aylarda aynı albümden iki single (12 Şubat 2015'te What Kind of Man, 23 Mart'ta St. Jude) yayınlayan grup, albümün üçüncü single'ı olan Ship to Wreck'iyse 8 Nisan'da yayınladı. YouTube'da şu ana dek yaklaşık 550.000 kez tıklanan kayda aşağıdan ulaşabilirsiniz. Şarkıyı Spotify'da dinlemek içinse buraya tıklayabilirsiniz.


9 Nisan 2015 Perşembe

Kitap/İnceleme: Sweet Filthy Boy - Christina Laurens



Sweet Filthy Boy
Wild Seasons #1
Christina Laurens

Orijinal Basım Tarihi: 2014
Çeviri Basım Tarihi: Türkçe baskısı yok
Sayfa Sayısı: 416

Goodreads Puanı: 4.23/5
Benim Puanım: 3/5






Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Geçtiğimiz gün akşamın bir saati canım romantik bir şeyler okumak istedi, başladım çevreyi kurcalamaya. İlk önce uzunca bir süredir gözüme kestirdiğim Seth & Greyson'ı okudum (1/5), o beni kesmeyince kuytu bir yerde elime nasıl geçtiğini bile hatırlamadığım başka bir kitaba, A Bit of Rough'a geçtim (0-1/5), o açıkça berbat çıktığında bir ara başladığım ama birkaç bölümün ötesine geç(e)mediğim Sweet Filthy Boy'a yeniden başladım. Bunu neden daha önce okumamışım bilmem ki. (Muhtemelen ana karakterin (Mia Holland) en yakın arkadaşlarından (Harlow ve Lola) açıkça nefret ettiğim için.)

6 Nisan 2015 Pazartesi

Bu Hafta | 30 Mart - 5 Nisan 2015

Şu aralar iyi alıştım Bu Hafta yazılarını pazartesileri yazmaya. Bütün hafta diyorum bir şeyler okudukça/dinledikçe ekleyeyim, cumartesi gecesi/pazar sabahı bir şeyler karalamaya başlar gibi yapıyorum, iş yine pazartesi gününü buluyor. Haftaya artık.

Ne Okudum?
Bu haftayı daha çok read-to-review'lara ayırdığım söylenebilir. Goodreads'e baktığımda bu hafta okuduğum sekiz kitap görüyorum, bunların üçü R2R, biri bundan bağımsız bir çizgi roman, ikisi Orhan Kemal, biri kurgu dışı, tarih sonuncusunu da vize için okudum zaten.
Üşenmediğim bir zamanda Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün incelemesini yazmayı düşünüyorum, bugün yarın da Deadpool için bir tane yazarım herhalde. Planlar planlar.
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar
  • 1960'tan Günümüze Türkiye Tarihi - Suavi Aydın
  • Who Rules the Earth?: How Social Rules Shape Our Planet and Our Lives - Paul F. Steinberg 
  • Deadpool, Vol. 1: Dead Presidents - Brian Posehn
  • Kırmızı Küpeler - Orhan Kemal
  • Kötü Yol - Orhan Kemal
  • Edward Scissorhands Volume 1: Parts Unknown - Kate Leth
  • Madame Alexandra's Rules of Business - Claude Roessiger


Ne İzledim?
İzleyeceğim dememin üzerinden koca bir hafta geçtikten sonra Any Given Sunday'i izledim sonunda. Beklediğimin aksine üzerimde belirgin bir etkisi olması, hatta izlerken sıkıldığımı bile söyleyebilirim. Zaten incelemesini yazmamam da bu yüzden, hakkında bir yazı yazmaya değecek kadar şey düşünmedim hakkında, hatta uzun bir paragraf bile yazamıyorum.


Ne Dinledim?
Bu hafta çıkmasını beklediğim pek çok albüm vardı, özellikle de 31 Mart'ın gelmesini heyecanla bekliyordum; ama beklediğim hemen hemen hiçbir albümü dinlemedim. Onun yerine Halestorm'un I Am the Fire single'ını dinledim (önerilir), All that Remains'in The Order of Things albümünü dinledim (daha da bir önerilir), kalan zamanımı da önceki haftanın Bu Hafta yazısında söz ettiğim ama çok çok da beğenmediğim Spoken'ın Illusion albümünü, daha doğrusu Tonight'ı dinleyerek geçirdim.

Dinleyecek çok şey birikti, bu hafta hepsini elden geçirip önümüzdeki haftayı albüm incelemeleriyle dolduracağım sanırım. Okuyacak kitabım da çok. İzleyecek filmlere zaten girmiyorum. Bir hafta boyunca kendimi eve kapatıp yalnızca kitap/müzik/film üçlüsüne gömülesim var. Yaz niye gelemedi bir türlü ya.