31 Mart 2015 Salı

Müzik/Liste: Sabah Albümleri

Böyle olur ya belli saatlerde dinleyince içinizi açan, bir çeşit mutluluk ya da huzur veren, kahve/çayla da çok iyi giden albümler? Aşağıda tam da sabahın bu saatinde dinlemelik albümlerden oluşan kısa bir liste var. İyi sabahlar.

30 Mart 2015 Pazartesi

Bu Hafta | 23-29 Mart 2015

Ne Okudum?
Kitap yönünden verimli bir hafta geçirdiğim söylenebilir. Goodreads'e göre bu hafta biri kısa hikaye olmak üzere on kitap bitirmişim ve yarılayıp henüz sonunu göremediğim bir kitabı da yarın otobüste bitirmeyi düşünüyorum. Bu hafta en beğendiğim kitap olan Gurbet Kuşları'nın incelemesine de buradan gidebilirsiniz. Diğerleri ve verdiğim puanlar (okunma tarihine göre kronolojik sırada):
  • Incarnate/Ruhsuz - Jodi Meadows (1/5)
  • The Green Mile/Yeşil Yol - Stephen King (4/5)
  • Talent is Overrated: What Really Separates World-Class Performers from Everybody Else - Geoff Colvin (3/5)
  • Yağmur Yüklü Bulutlar/Dünyada Harp Vardı - Orhan Kemal (4/5)
  • Gurbet Kuşları - Orhan Kemal (5/5)
  • Hamlet - William Shakespeare (3.5-4/5)
  • Sondan Başa - Aziz Nesin (2/5)
  • Cemile - Orhan Kemal (4/5)
  • The Tomb - H.P. Lovecraft (2/5) [Kısa Hikaye]
  • A Thread of Darkest Black - Finn Marlowe (1/5)


Ne İzledim?
Hiçbir şey. Bütün hafta Any Given Sunday'i (1999) izlemeye niyetlendim; ama bir türlü olmadı. Olursa yarın ya da sonraki gün artık.


Ne Dinledim?
Müzik konusunda da en az kitap konusunda şanslıydım bu hafta. Özellikle de hafta sonumu Spotify'da gezinerek geçirdim ve eskisiyle, yenisiyle bir ton güzel müzik keşfettim, albümlere de saldırdım haliyle. Bazıları:
  • Ewert and the Two Dragons - Circles (Indie Pop/Folk)
  • Spoken - Illusion (Metalcore/Hard Rock) // Özellikle Tonight'ı dinleyin.
  • Vaeda - Unsafe at Any Speed ve State of Nature (Alt-Hard Rock)
  • The Heroes Lie - Angels Wear Armors (Hard Rock) // We're Magnetic ve Should've Known.
  • Balthazar - Thin Walls (Indie Pop/Rock)
  • We as Human - We as Human (Christian Rock/Hard Rock)
  • Cavo - Thick as Thieves (Post-Grunge/Hard Rock)

28 Mart 2015 Cumartesi

Film/Haber: Sonunda Bond Geri Dönüyor: SPECTRE’nin Fragmanı Geldi




Skyfall benim sinemada izlediğim tek Bond filmi ve bence serideki en iyi film de oydu. Sam Mendes çok güzel bir sinematografi yaratmıştı. Bunun yanında Javier Bardem efsane bir kötü adam performansı göstermişti. Adele de en iyi bond şarkısını yapmıştı belki de. O şarkıyla kazandığı Oscar da bunun göstergesi zaten. Hatta Skyfall sadece serinin değil Adele’in de en güzel şarkılarından biri bence.

Böyle iyi bir Bond filminden sonra daha iyisi olabilir mi diye bir soru oluşmuştu kafamda ancak uzun bir aradan sonra çıkacak yeni Bond filminin ismi ve kadrosu açıklanınca çok heyecanlandığımı söylemeliyim. Kadroda bu sefer mevcut kadrodan dönen Naomie Harris, Ralph Fiennes, Ben Whishaw ve tabii ki de Daniel Craig’in yanında Blue is the Warmest Color ile yıldızı parlayan Lea Seydoux, Guardians of the Galaxy’den Dave Bautista, Sherlock’taki Moriarty rolüyle tanıdığımız Andrew Scott ve İtalya’nın en tanınan ve sevilen aktrislerinden biri olan Monica Belluci var. Filmin baş kötü adamını ise Christoph Waltz canlandıracak. Önceki baş kötü adamlar düşünüldüğünde Waltz bence bu rolün altından ustalıkla kalkacak kişilerden biridir. Bir efsane kötü adam daha olabilir sanki.  

Veee bugün yayınlanan fragman da bunu kanıtlar nitelikte. Açıkçası fragmanı izleyince daha da heyecanlandım. Sanırım Sam Mendes yine çok iyi bir Bond filmi yapmayı başarmış. Skyfall kadar muhteşem bir film olabilir gibi duruyor. Daha fazla söze gerek yok, fragmanı izlemeniz yeterli, o yüzden buyurun fragman!





27 Mart 2015 Cuma

Spor: Fenerbahçe Ülker Avrupa'da Tarih Yazmaya Devam Ediyor




Fenerbahçe Ülker 16 Ocak’ta evinde oynadığı Olympiakos maçını taraftarın büyük desteğine rağmen bitişe 18 saniye kala yaptığı küçük bir hatayla kaybettiğiden beri Euroleague Top 16 da oynadığı tüm maçlarını kazandı. 2 hafta önce deplasmanda liderlik koltuğunda bulunan Olympiakos’u Top 16'daki ikinci karşılaşmalarında devirip liderliği kapmıştı. Bu galibiyetle Fenerbahçe Ülker, Avrupa’nın en önemli takımlarından olan Olympiakos ve CSKA Moskova’yı aynı sezon içerisinde deplesmanda yenen ilk takım oldu. Ayrıca üst üste 9. Deplasman galibiyetini alarak, THY Euroleague rekoru kırarak tarihe geçti. Bir sonraki hafta EA7 Emporio Armani’yi bu sezon 4. kez yenerek Top 16 bitişindeki sırayı etkileyebilecek önemli bir galibiyet almıştı. Dün akşam ise Malaga’yı evinde rahat bir şekilde geçerek liderliğini tescilledi. Dün ayrıca Fenerbahçe’nin tecrübeli oyuncularından Oğuz Savaş Euroleague’de bu sezon kaptan Emir Preldzic’ten sonra 1000 sayı barajına ulaşan ikinci oyuncu oldu. Ancak Fenerbahçe’nin son zamanlarda formda olan oyuncularından Ricky Hickman sakatlanarak oyundan çıkmıştı ve bugün kulüp Hickman’ın sezonu kapattığını açıkladı. Hickman’ın tam da form tutmaya başlamışken böyle talihsiz bir şekilde sakatlanması beni çok üzdü, umarım en kısa zamanda iyileşir.

Yazımın sonuna dün akşamki maçtan belki de en akılda kalıcı sayının videosunu ekledim. Bogdan Bogdanovic’in ilk yarının son saniyesinde orta sahanın gerisinden attığı muhteşem üçlük :)


26 Mart 2015 Perşembe

Kitap/İnceleme: Orhan Kemal - Gurbet Kuşları


Gurbet Kuşları
Orhan Kemal

Basım Tarihi: 1962 (Elimdeki baskı: 2007)
Yayınevi: Everest Yayınları (İlk basım: Varlık Yayınları)
Sayfa Sayısı: 372

Goodreads Puanı: 4.22/5
Benim Puanım: 5/5







Şu aralar kendimi denemediğim şeylere verme taraftarıyım. İlköğretim yıllarında zorla 100 Temel Eser okutulmuş/okutulmaya çalışılmış nesilden biri olarak Türk edebiyatına karşı belirgin bir soğukluk vardı içimde, dedim en iyisi bununla başlamak, attım kendimi kütüphanenin zamanında uzak durduğum kısımlarına. Bununla birlikte yine Orhan Kemal'in Yağmur Yüklü Bulutlar/Dünyada Harp Vardı adlı hikaye kitabını aldım, geldim. Gerçekten çok şey kaçırmışım.

Müzik/Haber: Balthazar Yeni Albümünün İkinci Single Videosunu Yayınladı


Balthazar, Belçikalı bir indie pop/rock grubu ve Bunker da 30 Mart 2015'te çıkacak olan Thin Walls albümlerinin dördüncü şarkısı. Grup geçtiğimiz aylarda yine aynı albümden Then What'ı single olarak yayınlamıştı, bugün de Bunker'ın videosu yayınlandı. Albümün tamamını dinlemek için sabırsızlanıyorum.

25 Mart 2015 Çarşamba

Müzik/İnceleme: Vaeda - Unsafe at Any Speed


Unsafe at Any Speed
Vaeda

Çıkış Tarihi: 2009

Tür: Hard Rock

Spotify | YouTube | iTunes











Aslında şu anda hile yapıyorum. Normalde yalnızca daha önceden dinlediğim albümlerin incelemelerini yazarım; ama bu albümü tam da şu anda dinliyorum, hatta bu cümleleri yazarken Nervous çalıyor, 12 şarkılık albümün 6. şarkısı.

Kendimi savunmak adına şunu söyleyebilirim, aslında ben Unsafe at Any Speed'den değil, State of Nature'dan söz edecektim, grubun 2006 tarihli albümü. Onu da incelemesini dün yazdığım We as Human albümünü keşfettiğim gün keşfettim ve ikisini sevme nedenlerim arasındaki farkları ele alan bir yazı kaleme almayı planlıyordum; ama müzik incelemelerini yazarken sözü geçen albümleri yeniden dinlemek gibi bir huyum var, o yüzden girdim Spotify'a, ama yanlışlıkla State of Nature yerine Unsafe at Any Speed'e tıkladım, albümün ilk şarkısı, Vultures bir kez başlayınca da State of Nature'ı filan da hepten unuttum, dedim ben Unsafe at Any Speed'den söz etmeliyim. Başta bunu iki albümü kıyaslayarak yapmayı planlamıştım; ama konuyu fazla dağıtmamak adına vazgeçtim.

Unsafe at Any Speed'in üzerimdeki etkisini nasıl anlatabileceğimi pek bilmiyorum doğrusu. Zaman duygumu yitirmedim, bende dünyayı ele geçirme isteği uyandırmadı; ama sabah soğuğuna rağmen kalkıp giyinmeyi ve bir yürüyüşe/koşuya çıkmayı düşünmedim de diyemem. Albümün genel temposu, iniş çıkışları muhteşem ve oturduğunuz yerde bile size belli bir enerji verecek türden. Tam ritmin yorucu bir hale geldiğini hissettiğiniz yerlerde bu kez karşınıza daha sakin bir giriş çıkıyor ve dinlenmeniz için biraz zaman tanıdıktan sonra yeniden yükseliyor. Bittikten sonra yeniden başlamamak gerçekten zor.

Şu anda size özellikle önerebileceğim şarkılar Vultures, The Bystander Effect, Breathe, All for You, Asleep at the Wheel; sırasıyla albümdeki 1., 2., 3., 10. ve 11. şarkılar. Neden bu kadar dengeli gidiyor? Çünkü yazıyı yazarken sevdiğim şarkıları eklemeyi unutmuşum. Aferin bana. Siz bu beşiyle başlarken ben de gidip albümü bir daha dinleyeyim en iyisi.

24 Mart 2015 Salı

Müzik/Haber: Breaking Benjamin'in Yeni Single'ı, Albümü ve Keith Wallen


Şu an hepinizi mutluluğuma katılmaya davet ediyorum; çünkü ben mutluluktan ağlıyorum. Ciddi ciddi, gözyaşları süzülüyor falan böyle. Sanırım uzun zamandır peş peşe bu kadar iyi haberler almamıştım.

Müzik/İnceleme: We as Human - We as Human


We as Human
We as Human

Çıkış Yılı: 2013















We as Human, geç keşfettiğim için oldukça üzüldüğüm gruplardan biri. Çok geç kaldığımdan da değil, 2013'te çıkan, yukarıda albüm kapağını gördüğümüz, grupla aynı adı taşıyan albümlerinden sonra çıkardıkları bir albüm ya da single yok, eskileri de (2006'da bir albüm, 2007'de bir EP çıkarmışlar) dinleme fırsatım bugün olacak bugün, haliyle olabileceğim kadar güncelim şu anda.

Bu albümü bu kadar sevmemin nedeni, içindeki bütün şarkıları sevmem. Bu oldukça nadir olur ki olduğunda da albümlerin/grupların değerini bilirim zaten; bakınız. Bu albümü de en baştan kim bilir kaç kez dinledim, şu şarkıyı silsem mi dedirten tek bir şarkısı olmadı. Tabii John Cooper'la (en sevdiğim gruplardan biri olan Skillet'in kurucusu ve solisti olur kendileri, aynı zamanda We as Human'ı keşfedip ellerinden tutup 2013 albümlerini yaptıran kişi) yaptıkları düet de hesaba katılınca en baştan başlayıp oraya gelene kadar heyecanlanmamak elde olmuyor.

Bu kadar şey yazdım, benim için özellikle önem taşıyan şarkıları yazmayı unuttum. Size şöyle bir liste yapayım, albüm sırasıyla: Strike Back, Let Me Drown, Zombie (ft. John Cooper), Take the Bullets Away (ft. Lacey Sturm [Flyleaf'in kurucusu ve solisti]), Sever, I Stand. Bunlara bir de We Fall Apart'ı ekleyesim var; ama çekiniyorum. Bundan önce listelediğim şarkılardan farklı olarak, We Fall Apart biraz daha sakin, hatta bakış açısına göre hüzünlü bile diyebileceğim bir şarkı ve albümün genel havasının biraz dışında kalıyor. Haliyle listen at your own risk diyorum.

Uzun lafın kısası, son durumda We as Human da üzerine titreyeceğim, her albümünü heyecanla bekleyeceğim gruplar arasına girdi böylece.

17 Mart 2015 Salı

Müzik/İnceleme: Adelitas Way - Deserve This (EP) ve Yeni Albüm Haberi


Deserve This (EP)
Adelitas Way

Çıkış Tarihi: 17 Mart 2015















Adelitas Way, keşfettiğim ilk dakikadan beri en sevdiğim gruplar arasında. İlk iki albümlerinde [Adelitas Way (2009) ve Home School Valedictorian (2011)] sevmediğim tek bir şarkı yok, yalnızca Adelitas Way dinlediğim günler geçirdim, grubun bendeki yeri çok ayrı. Haliyle Stuck (2014) konusunda beklentilerimin ne kadar yüksek olduğunu ve çıktığı gün büyük bir heyecanla dinleyip bütün şarkılardan nefret ettiğimde ne kadar yıkıldığımı az çok tahmin edersiniz. Albümden birkaç ay önce çıkardıkları single, Dog on a Leash aslında kötü bir albümün sinyallerini veriyordu; ama ben yine de kendimi umutlanmaktan alamamıştım işte.

Aynı sistemle giden grup, bu kez de önce bu EP'nin 2. şarkısı olan I Get Around'u single olarak yayınladı ve beklentilerimi yine bir hayli yükseltti, sonra da Deserve This gibi bir EP çıkarıp hem moralimi, hem beklentilerimi altüst etti. Ben olsam ben de single olarak I Get Around'u çıkarırdım, EP'nin en iyi şarkısı o çünkü. Yaşadığım hayal kırıklığını anlatmanın bir yolu yok. Grubun eski tonunu kaybetmesinin nedeni Keith Wallen'ın gidişine bağlanabilir mi bilmiyorum; ama bana en olası gelen şey bu şu anda. Grubun bütün üyelerini bir stüdyoya kapatıp, "Hadi gidin Home School Valedictorian gibi bir albüm daha yapın." diyesim filan var.

Son durumda grup, 2015'in yazında yeni bir albüm çıkaracaklarını ve bu EP'deki şarkılardan iki üç tanesini de albüme ekleyeceklerini açıklamış, onu fark ettim şimdi; Stuck'tan sonra grup haberlerini takip etmeyi bırakmıştım da. Bu habere sevinmeli miyim, yoksa yine hayal kırıklığına mı uğrayacağım bilmiyorum; ama bekliyorum. Bakalım.

9 Mart 2015 Pazartesi

Bu Hafta | 2-8 Mart 2015

Ne Okudum?
Şu aralar kitaptan kitaba koşuyorum; bir ona başlıyorum, bir diğerini bırakıyorum. Bu hafta dört roman, iki non-fiction gerçi elimden. İkisi Sarah Dessen - This Lullaby ve Yusuf Atılgan - Aylak Adam'dı, ikisini de üzerinde uzun uzun yazacak kadar sevmedim. Wild/Yaban'ın incelemesini burada bulabilirsiniz. Son kitap da NetGalley üzerinden aldığım Undertow'du, onun İngilizce incelemesi de burada.






 
Ne İzledim?

Foxcatcher

Yönetmen: Bennett Miller

Senaristler: E. Max Frye, Dan Futterman

Oyuncular: Steve CarellChanning TatumMark Ruffalo


Çıkış Tarihi: 2014 (Cannes Film Festivali)








Bu yazıyı yazmaya başlayıp da bu hafta hiçbir şey izlemediğimi fark edince gidip uzun zamandır beklettiğim 2014 yapımı, geçenlerde bahsettiğim oyuncu kıtlığından nasibini alan Foxcatcher'ı izledim.
Doğrusu, kendimi filmi anlamamışım gibi hissediyorum. Sanki film boyunca aslında çok önemli şeyler anlatılmış, bayağı önemli vurgular varmış, film çok anlamlıymış da ben kazmanın teki olduğum için hiçbir şey anlamamışım gibi geliyor. Belki de asıl neden bunun gerçek bir hikayeye dayalı olması ve benim John Eleuthére du Pont'un da, Dave Schultz'un da kim olduğunu bilmememdir. Zaten filmin asıl odağının Mark'ın güreş kariyeri olmadığını da bayağı geç fark ettim. Var bende bir salaklık.
Filmin kendisine gelecek olursam, oyunculuklara bayıldım. Steve Carell zaten muhteşemdi, Channing Tatum da rolünün hakkını vermiş, filmin (ve karakterin de, muhtemelen) genel karanlık, depresif havasını çok güzel yansıtmış. Öyle aşırı bayılmadım ama gerçekten beğendim.
Bu arada, Steve Carell çok mu yaşlanmış, yoksa katman katman makyaj mı söz konusu? Film 134 dakika, ben adamı ikinci yarıda, o da anlık bir aydınlanmayla tanıdım ancak.



Ne Dinledim?
Müzik konusunda da filmler konusunda olduğundan daha verimli bir hafta geçirmedim. Şu aralar geçmek bilmez bir baş ağrım var, yüksek ses, gürültü bir yana normal düzeyde ses bile beni rahatsız ediyor, haliyle bir süredir müzikten elimi eteğimi çekmiş durumdayım. Şansımı klasik müzikle deneyeyim dedim, bir 8tracks listesinde Juliet's Dream adlı bir şarkı keşfettim, onun izini sürüp Abel Kerzeniowski'ye aşık oldum. Şu anda hayatımın sonuna kadar bu parçayı dinlemek istiyorum.
Onun haricinde incelemesini burada bulabileceğiniz, yandaki kapağa sahip Otherwise albümü Peace at All Costs'u dinledim ve ona da aşık oldum. Bahar gelince güzel müziğe olan aşkım kabarıyor bir anda sanırım, bütün gün müzik dinlemek ve kendimi kırlara atmak istiyorum, ama nerede.

Kitap/İnceleme: Wild/Yaban - Cheryl Strayed



Wild/Yaban
Cheryl Strayed

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Orijinal Basım Tarihi: 2012
Çeviri Basım Tarihi: Şubat, 2015

Goodreads Puanı: 3.93/5
Benim Puanım: 3/5






Aslında ben bu kitap için bir inceleme yazmayacaktım. Filmini de izlemeden yazmayacaktım, en azından. Zaten kitabın varlığından filmi gördükten sonra haberdar olduğum için, birini bitirmeden diğeri üzerinde konuşmak yanlış gibi geliyordu. Ne var ki pek film düşkünü olmadığım da hesaba katılırsa, incelemenin daha çok bekleyeceğini ve o zamana kadar kitabı unutacağımın farkına varıp yazmaya karar verdim. 

8 Mart 2015 Pazar

Müzik/İnceleme: Half Moon Run - Dark Eyes


Half Moon Run
Dark Eyes

Çıkış Tarihi: 27 Mart 2012














Half Moon Run öyle çok ünlü, çıkardığı her albüm yok satan bir grup değil. Zaten iki şarkılık Spotify Sessions'ı saymazsanız, ki görünüşe göre her indie grubu bunlardan en az bir tane çıkarıyor şu aralar, adamların tek bir albümü var, o da bu, 2012'de çıkan Dark Eyes. Şu anda olduğu olacağı da buymuş gibi görünüyor. Haksız çıkmayı ne kadar umduğumu tahmin edemezsiniz.

7 Mart 2015 Cumartesi

Müzik/İnceleme: Otherwise - Peace at all Costs


Otherwise
Peace at All Costs

Çıkış Tarihi: 16 Eylül 2014

Tür: Hard Rock


Spotify | YouTube | iTunes










Açık konuşalım, Otherwise hiçbir zaman dinlemek için ölüp bittiğim bir grup olmadı. Keşfettikten sonra birkaç şarkılarını çok uzun süre, tekrar tekrar dinledim; ama genel olarak üzerimde kalkıp da diskografisini araştıracağım kadar bir etkisi olmamıştı, haliyle 2014'te bir albüm çıkardıklarını da 2015'e girdikten çok sonra, geçen senenin albümlerini karıştırırken fark ettim, hiçbir şey değilse Soldiers'ın hatırına bir bakayım dedim. Son zamanlarda dinleyip beğenmediğim onca 2015 albümünden sonra ilaç gibi geldi.


Spor: FEDERER İSTANBUL'DA


Hayaller gerçek olabiliyormuş demek. :) Roger Federer, nam-ı diğer Ekselansları, İstanbul’a geliyor. Bu haber bence Türkiye’de yaşayan bir tenisseverin, hatta bir sporseverin alabileceği en güzel haber. Öyle ki ben bunu duyduğum andan beri acayip heyecanlıyım ve çok mutluyum. Belki de bu yazıyı bu kadar geç yazabilmemin nedeni budur. Bu muhteşem insanı nasıl anlatacağımı çözememiş olmamdan da olabilir tabii. Kort içinde adeta süzülerek hareket etmesiyle, oynadığı mükemmel oyunla, karşısındaki rakip kim olursa olsun o asil duruşunu ve kibarlığını hiç bozmayan tavırlarıyla neredeyse tüm tenisseverlerin kalbini kazanmayı başarmış bir kişiden söz ediyoruz. (E benim de o tenisseverlerden biri olduğum aşikar :)) Kort içindeki davranışları tabii ki de kort dışında da devam eden, yaşayan bir efsane kendisi.
Kazandığı ödül ve kupalar, kırdığı ve hala sahip olduğu rekorlar anlatmakla bitmez. Kimilerine göre o tüm zamanların en iyisi, kimilerine göre ise artık eski gücüne sahip olmayan bir şampiyon. 2012 de kazandığı 7. Wimbledon zaferinin ardından 1 numaraya geri dönmüştü. Ancak 2013 yılı bazılarının Federer artık bitti mi, yoksa emekli mi olacak, diye sorguladığı, Swiss Maestro için pek de iyi olmayan bir yıl olmuştu. 2013 sonunda kendi idolü Stefan Edberg’le çalışmaya başlamasının ardından yeniden doğdu diyebiliriz. Raket değişikliği de yapan Ekselansları, o yıl bir kere daha Wimbledon finali oynadı ve bu maç belki de 2014’ün en heyecanlı ve en çekişmeli maçıydı. 2014’teki çıkışı bu sene de devam ediyor. Daha şimdiden 2 şampiyonluk kazandı ve 2 de rekor kırdı. Son zamanlardaki iyi formu İstanbul Open için daha da heyecanlanmamıza neden oluyor.
Milli tenisçimiz Marsel İlhan dışında İstanbul Open’a katılacak diğer oyuncular daha belli olmasa da Federer’in gelmesi bile turnuvanın çok ilgi çekmesine yetti ve turnuva biletleri 3 saat gibi kısa bir sürede tükendi. Tabii ki turnuva şimdiki haliyle bile güzel ama Federer’in yanında kimlerin geleceği de beni meraklandırıyor. Bazı dedikodulara göre Grigor Dimitrov, Kei Nishikori ve Milos Raonic gibi yükselen yıldızların da gelme ihtimali varmış. Bakalım Federer’le kimi izleyeceğiz İstanbul’da.


Hâlâ görmeyeniniz veya bir kere daha izlemek isteyeniniz varsa Federer’in turnuvaya katılacağını açıkladığı ve turnuva lansmanında yayınlanan videoyu da ekledim. Ben her gördüğümde yine heyecanlanıyorum açıkçası. :)