22 Temmuz 2015 Çarşamba

Anime/İnceleme: Tokyo Ghoul, 2. Sezon


Her iki sezondan da spoilerlar ve spoiler içerikli görüntüler içerir. Bayağı büyük spoilerlardan söz ediyorum. Spoilersız bir yazı yazacaktım ama kalbim kaldırmadı.

Durup durup animeden sahneler düşünme ve hüzünlenme aşamalarını geride bıraktığımıza göre oturup incelemeyi yazmaya başlayabilirim.

Bu sezon ilkinden çok daha iyiydi. Karakterleri tanıyıp geçmişlerini öğrenme işini ilk sezonda bitirdik, o yüzden bu sezon 12/12 aksiyondu, olan flashbackler de aksiyon sahneleri içine serpiştirilmişti zaten. Gördüğüm tüm geçmişler beni fena halde şaşırttı ve birkaç yerde animeyi durdurup devam etmeden önce öğrendiklerimi sindirmeyi beklemek zorunda kaldım.

Kaneki'nin Beyaz Kaneki (evet, benim aklıma da o geldi) olmasının ve hepimize bu Kaneki'nin neler yapabileceğini göstermesinin ardından 1. sezon bitmişti, ben de bu Kaneki'yi eskisinden çok daha fazla seven ve yeni sezonu bayağı heyecanla bekleyen biri olarak, solda görülen ruh halindeydim, 2. sezona başlasam da daha fazla Kaneki görsem diye geziyordum. Gördüm görmesine ama gördüklerim hoşuma gitmedi.

İlk birkaç bölümde Kaneki cidden çekilmez biri. Ghoulları yiyen bir ghoul olmak ona iyi gelmemiş, hafiften kafayı çizmiş, Aogiri'yle birlikte oraya buraya saldırıyorlar, ortalığı yakıp yıkıyorlar. Ufak bir şeyle başlamak kesmedi, gittiler kocaman bir hapishaneye dalıp suçluları kaçırdılar. Olaylar olaylar yani. İzlemesi muhteşemdi, ona lafım yok; ama Kaneki'nin bu hale gelmesine biraz üzüldüm doğrusu. Bu iş onu çok gerdi. Gerçi animenin bir yarısından sonra filan düzeldi, kendine geldi gelmesine ama biraz geç kaldı yine de.

Kaneki yine neyse, onun dönüşümünü zaten bir nebze de olsa görmüştük de beni asıl şaşırtan Koma, Irimi ve Yoshimura oldu. Burada spoiler vermekten özenle kaçınıyorum ama kendimi zor tutuyorum doğrusu. Anime boyunca kalbimin durduğunu hissettiğim üç yer varsa ikisini bu sahnelerde yaşadım zaten. Üçüncüsüne gelirsek...


Çok uzun zamandır bir anime izlerken bu kadar ağladığımı hatırlamıyorum. Sahnenin başında başladım ağlamaya, anime bitti ben hâlâ ağlıyorum. İlk sezon boyunca Hide'nin ölmesini beklemişken (sevmediğim karakterlere karşı genel bir tepki bu bende, ölünce [genellikle] geri dönmüyorlar çünkü) ikinci sezonda onu karşımda görünce bu kadar sevinmem, öldüğü zaman da bu kadar perişan olmam ironik tabii. Şu anda hâlâ ufak ufak sızdırıyorum hatta, etkisinden hâlâ tam olarak çıkamamışım. Hide ama ya. Of ya. Bitirmiyorum yazıyı da, kalsın böyle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder