15 Temmuz 2015 Çarşamba

Anime/İnceleme: Tokyo Ghoul, 1. Sezon





Kurguyu bozmayacak, zaten ilk bölümde ve başlarda öğrenilen şeylerle ilgili küçük spoilerlar içerebilir. (Bu bayağı uzun bir uyarı oldu)
Bunu yazmayı planlıyordum planlamasına da, yalnızca 'Tokyo Ghoul çok iyi anime ya' yazıp orada kalabileceğimden korktuğum için erteledikçe erteledim. Sonunda korkunun ecele faydası yok deyip oturdum yazının başına.

Konuyu çok kısaca, spoiler vermeden özetlersem, animenin geçtiği dünyada iki tür yaratık var: İnsanlar ve ghoullar. Ghoullar, yaşamak için insan etiyle beslenmesi gereken yaratıklar. İnsanların yiyecekleri onlara iğrenç geliyor, onları yiyerek hayatta kalamıyorlar. Kardeşimin deyimiyle, insan etiyle beslenen vampirler gibi bir şeyler yani. Tahmin edeceğiniz üzere insanlar ghoulların varlığından memnun değil, haliyle anladığım kadarıyla polis tarzı bir şey olan CCG'de çalışan dedektifler, nam-ı diğer 'güvercinler', ortalığı ghoullardan temizlemeye yönelik çalışmalar yapıyorlar. Ghoullar da canlarını korumak için karşı saldırıya geçiyorlar. Sonuç kan gölü ve savaşlar.




Ana karakterimiz Kaneki Ken. Zavallının tek suçu kendisi gibi kitap kurdu bir sevgili istemek, hepsi bu. Mal bir şey zaten. Bu süreçte, onunla aynı yazarı sevdiğini gördüğü Rize-san'la karşılaşıyor ve bir kitapçıda buluşmaya karar veriyorlar.

Eğer bu ana kadar tahmin etmediyseniz, Rize bir ghoul. Üstelik de milletin 'obur' dediği, bütün derdi yemek, yemek ve daha fazla yemek olanlardan biri. Çata çata buna çatmış yani. Rize bunu yemeye çalışıyor, o sırada bir kaza oluyor ve Rize ölüyor. Bir doktor da bakalım ne olacak mantığıyla zaten ölmüş olan Rize'nin bazı organlarını Kaneki'ye naklederek oğlanı hayatta tutmaya çalışıyor. Başarmasına başarıyor da; yalnız çocuk dehşet verici bir insan eti yeme arzusuyla uyanıyor.

Geri kalanı spoiler deyip burada bitireceğim hikayeyi anlatmayı.



Animeden genel olarak söz edecek olursam, benim izlemekten oldukça keyif aldığım bir sezondu. Olaylar oldukça canlıydı ve kurgu sürekli ilerledi, en filler bölümde bile bir şeyler oldu. Sırf opening'deki tek bir sahne için sezon sonuna nasıl geldiğimi şaşırdım.

Öte yandan, derinlemesine indiğinizde beğenmeyenlerin neden beğenmediğini de anlıyorsunuz. Karakterler genel olarak olayların arka planında kaldığı için üzerlerinde çok durulmamış, hepsini bir, belki iki yönleriyle görüyoruz. Karakter gelişimi namına da çok bir şey yok; olan tek şey, sezonun en sonunda (ciddi ciddi son beş on dakikada filan) oluyor ve orada da olanları tam bir mantığa oturtmamışlar. Hani kurgu ilerlerken bize sunulan sebebi görüyoruz; ama akla yatkın geliyor mu? Tartışılır. Ha aksiyon olarak çok iyi, orası ayrı.

Ek olarak, olaylar cidden çok hızlı geçiyor. Karışık değil, izlerken neler olduğunu anlayabiliyorsunuz; ama tam anlamıyla takibini tutamıyorsunuz. Eğer zaten kafa dinleyip keyif almanın ötesinde bir amacınız yoksa bu çok büyük bir problem değil aslında; ama dikkatlice izlemekten yanaysanız bu pek hoş olmuyor. 

Özetle, bence izlenebilir ve anime seviyorsanız bir şans vermeniz gereken animelerden. Ayrıca Kaneki'yi seslendiren kişi aynı zamanda Death Note'ta Light'ı da seslendirmiş.

Bu kadar zaman boyunca bahsetmediğimi şimdi fark ettim; anime bir miktar kanlı. 



Gerçi ben bile rahatça izleyebildiysem sizin herhangi bir sıkıntı çekme ihtimaliniz düşük; ama yine de uyarmış olayım.

1 yorum:

  1. yabancı dizi izle 'me sitelerinin artışı ile bloglarda renklendi ilk kez ziyaret ediyorum blogunuzu güzelmiş.

    YanıtlaSil