4 Haziran 2015 Perşembe

Kitap/İnceleme: Anna and the French Kiss/Paris'te Aşk - Stephanie Perkins


Anna and the French Kiss/Paris'te Aşk
Anna and the French Kiss #1
Stephanie Perkins

Orijinal Basım Yılı: 2010
Çeviri Basım Yılı: 2012
Yayınevi: Arunas Yayıncılık

Goodreads Puanı: 4.10/5
Benim Puanım: 2/5






Anna and the French Kiss/Paris'te Aşk, kendisini ebeveynleri tarafından lisenin son yılını okuması için zorla Paris'e (bu iki kelimenin yan yana olması bile saçma geliyor bana şu anda) gönderilen Anna'nın orada (sürpriz, sürpriz) yakışıklı, bir bakanın dönüp dönüp baktığı, eğlenceli, popüler... bir oğlanla tanışıp aşkı bulmasının hikayesi. Bu paragrafta yazdığım hiçbir şey spoiler değil; çünkü zaten kapak arkası yazısında yazar baştan açıkça söylemiş ben Anna ve St. Clair'i birbirine aşık edeceğim, bütün bu dört yüz sayfanın olayı o diye. Demediği kısımları da tahmin ediyorsunuz zaten.
And we'll keep walking until the rest of the world ceases to exist.
Kitap daha ilk sayfalardan beni kendine çekti. Anna'nın tüm huysuzluğuna rağmen Paris'te tek başına olduğunu fark etmesinin ardından paniklemesini izlemek oldukça keyifliydi ve sanırım ikinci bölümde karşılaştığımız karakterlerin hemen hemen hepsini ilk görüşte sevdim (Rashmi hariç. Ona bir türlü ısınamadım nedense, kitabı bitirdikten sonra bile yalnızca fena değildi diyebiliyorum onun için) ve grup hakkında daha fazlasını görmek istedim. Neyse ki birlikte bol bol zaman geçiriyorlar. Gerçi bir zaman sonra grubun kalanının etkisi gittikçe azalıyor ve bize de bol bol St. Clair ve Anna sahnesi okumak kalıyor. Şikayet ettiğimden değil.

Bu incelemeyi yazdığım sırada verdiğim puanı gittikçe düşürdüm. Okuduktan hemen sonra 4/5 vermiştim, son durumda 2-2.5/5 gibi bir puanın daha iyi olduğu kanısına vardım. 4/5 verme sebebim, kitabın çok sevimli olmasıydı. Evet, tonla klişe ve sinir bozucu nokta var, evet, her şey daha baştan belli ve size karakterler dışında okumaya devam etmek için hiçbir neden vermiyor; ama cidden sevimli. Okurken yüzümden kocaman bir sırıtış eksik olmadı.

2/5 verme sebebim, her ne kadar kitap sevimli ve eğlenceli olsa da, kitapta gerçekten cezbedici hiçbir şey yok. Anna geri zekalı bir karakter ve St. Clair de ondan çok daha iyi değil açıkçası, her ne kadar onu boys-to-fangirl-over rafına eklemiş olsam da bunu kabul etmem gerekiyor. İkisi arasındaki drama gerçekten çok uzuyor, kitabın yarısından çoğu St. Clair'in Anna ve Ellie arasında seçim yapmaktan aciz olması ve Anna'nın da kırılan gururunu onarmak amacıyla habire Toph'u araya sokup duruyor, sonra da Toph işi beklediği gibi çıkmayınca kırılan kalbini iyileştirmek için St. Clair'e sarıyor gibi bir şey. Sonra bir sorun çıktığında her şey için habire St. Clair'i suçluyor (ben de suçluyorum; ama Anna da ondan masum değil), gidip kitaptaki belki en berbat karakterle çıkıyor falan filan. Tamam, okurken özellikle sıkılmadım işlerin hep aynı noktaya gelmesinden ama düşününce, çok fenaydı be. Yok yani. 
“Soap?"
"School of America in Paris" he explains. "SOAP".
Nice. My father sent me here to be cleansed.
Özetle, özellikle önerebileceğim bir kitap değil. Dili keyifli, sıkıcı değil en azından, kurgusu da öyle çok iç açıcı filan değil; ama boş zamanınız varsa göz gezdirebileceğiniz, sevimli bir kitap. 2/5

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder