26 Mayıs 2015 Salı

Kitap/İnceleme: Simon vs. the Homo Sapiens Agenda - Becky Albertalli


Simon vs. the Homo Sapiens Agenda
Becky Albertalli

Basım Yılı: 2015

Goodreads Puanı: 4.30/5
Benim Puanım: 4/5









Hani olur ya, kapağını gördüğünüz, adına denk geldiğiniz ya da konusunu okuduğunuz anda okumak istediğiniz kitaplar? Simon vs. the Homo Sapiens Agenda'ya rastladığımda bunların üçünü birden peş peşe yaptım ve Okuma İsteği x10 gibi bir şey oluştu bende. Bu kitaba bayılacağımı daha en baştan biliyordum ve başladıktan sonra da düşüncelerim yalnızca doğrulandı.
I take a sip of my beer, and it's - I mean, it's just astonishingly disgusting. I don't think I was expecting it to taste like ice cream, but holy fucking hell. People lie and get fake IDs and sneak into bars, and for this? I honestly think I'd rather make out with Bieber. The dog. Or Justin.
Kitap beni çekmeye daha ilk sayfadan, hatta ilk cümleden başladı. Simon birlikte takılmaktan kesinlikle hoşlanacağım bir tipti ve her ne kadar haklarında birer kitap yazılsa okumayacak olsam da (gerçi Becky Albertalli'nin kalemi için okuyabilirim, bilmiyorum) kitaptaki çoğu karaktere karşı açıklanamaz bir ilgi duydum. Hepsi pek çok yönden fazlasıyla canlı ve ilgi çekiciydi, en iyisinden en sinir bozucusuna kadar. Martin'i bile azıcık sevdim diyebilirim ki onu bile sevdiysem diğer herkesi sevmem fazlasıyla normal gibi.

Kitabın yazılış şekli gerçekten güzel. E-postalara zaafı olan biri olarak, kitap ilerlerken Blue ve Simon'ın e-postalarını okumak kitaba oldukça renk katmış ve güzel bir dokunuş olmuş, her şeye rağmen kitapta en sevdiğim kısımlar onlar oldu sanırım. Blue'nun kim olduğunu deli gibi merak etmediğimi kabul ediyorum; ama bunun temel nedeni e-postalardaki Blue'yu yeterince sevmemdi, kitaptaki diğer karakterler içinde kim ve nerede olduğunu bilme ihtiyacı duymadım. Bir kitaptaki bir karakterin yazdığı e-postalar üzerinden bile sevilebilecek bir karakter yaratmış yazar. Yerim ya.

Karakterler de karakterler deyip duruyorum ama hiç detaya girmedim bu konuda. Şöyle ki, bu yalnızca 300 sayfalık bir kitap olmasına rağmen ciddi bir karakter kadrosu var. Simon'ın ailesi zaten beş kişi, artı üç yakın arkadaş, artı Blue, artı Martin, artı okuldaki diğer arkadaş grubu. Son grup çok fazla çıkmıyor karşımıza ama diğerleri cidden her yerde. Sürekli bir hareketlilik söz konusu. 

Daha uzatacaktım bu incelemeyi ama içimden gelmiyor ya. Hava güzel, kuşlar böcekler, oturup uzun uzun bunu yazacağıma, ve siz de okuyacağınıza, gelin dışarı filan çıkalım, temiz hava alalım. Sıkıldım.
I’m tired of coming out. All I ever do is come out. I try not to change, but I keep changing, in all these tiny ways. I get a girlfriend. I have a beer. And every freaking time, I have to reintroduce myself to the universe all over again.
Özetle, bir oturuşta okunabilecek, güzel sevimli bir kitap. büyük beklentilerle başlanacak türden bir şey değil aslında, öyle çok derin bir şeyden ziyade bahar geldi, havada aşk kokusu var, hadi şöyle cici bir aşk hikayesi okuyayım demeniz halinde elinize almanızı önerebilirim. 4/5

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder