9 Nisan 2015 Perşembe

Kitap/İnceleme: Sweet Filthy Boy - Christina Laurens



Sweet Filthy Boy
Wild Seasons #1
Christina Laurens

Orijinal Basım Tarihi: 2014
Çeviri Basım Tarihi: Türkçe baskısı yok
Sayfa Sayısı: 416

Goodreads Puanı: 4.23/5
Benim Puanım: 3/5






Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Geçtiğimiz gün akşamın bir saati canım romantik bir şeyler okumak istedi, başladım çevreyi kurcalamaya. İlk önce uzunca bir süredir gözüme kestirdiğim Seth & Greyson'ı okudum (1/5), o beni kesmeyince kuytu bir yerde elime nasıl geçtiğini bile hatırlamadığım başka bir kitaba, A Bit of Rough'a geçtim (0-1/5), o açıkça berbat çıktığında bir ara başladığım ama birkaç bölümün ötesine geç(e)mediğim Sweet Filthy Boy'a yeniden başladım. Bunu neden daha önce okumamışım bilmem ki. (Muhtemelen ana karakterin (Mia Holland) en yakın arkadaşlarından (Harlow ve Lola) açıkça nefret ettiğim için.)
I catch only when he says my name, but otherwise have to trust that he's relaying everything accurately. I imagine it goes something like, "The sex was great and then we got married and now she's here! Help me! She won't stop throwing up, it's incredibly awkward. Her name is MIA HOLLAND. Is there a service by which we ship wayward American girls back to the States?”
Nefret kusma kısmını sonraya bırakacak olursak, bazı teknik sorunlarına rağmen (ki 3/5 vermemin nedeni tam da bunlar) kitabı cidden sevdim. Mia'ya bayıldığım söylenemez ve Ansel'da da hafif bir creepy stalker havası sezdim; ama aralarındaki iletişim ve diyaloglar gerçekten iyiydi, kitabı gecenin bir saatinde okumama ve evdeki herkesin uyumasına rağmen birkaç yerde kahkaha atıp sonra kendimi yastığa kapattığım da olmuştur. (Pişman değilim.)

Teknik sorunlar. Birincisi, ana karakterler dışında doğru düzgün bir karakterizasyon yok ki zaten diğer karakterleri de nadiren görüyoruz resmen. Ha kitap şu konuda haklı; kız bütün arkadaşlarını geride bırakıp Paris'e gidiyor, yani onları görmek için pek bir nedenimiz yok, Ansel da gereksiz seviyede meşgul olduğu için onun arkadaşlarının da pek ortalarda olmaması normal. Yine de, her ne kadar gördüğüm kadarıyla iki kızdan da nefret etsem ve erkeklerede fazla bayılmasam da, arada bir ikiden fazla karakterin eksikliğini hissetmediğimi söyleyemem. Yazarların diğer karakterleri işin içine sadece fazladan aksiyon gerektiğinde sokması bir yandan hoş, diğer yandan değil.

İkincisi, olay örgüsü. Kitap Mia uçağa atlayıp Paris'e gittikten sonra bir hayli açılıyor; ama ondan öncesi biraz sıktı beni, devam etmemin tek sebebi diyaloglar ve daha önce yarıda bıraktığım kitabı bu kez bitirme isteğimdi. Kaldı ki, Mia Paris'e gittikten sonra da belli bir yere kadar ciddi bir olay örgüsü ya da olay örgüsü sayabileceğim bir şey yok, kitap kendini diyaloglarla götürüyor. Aslında tam olarak şikayet ettiğim söylenemez, sonuçta romance kitaplarının gidişatı az çok bellidir, plot twistler dışında tam bir olay örgüsü göremezsiniz; ama yine de 'bunlar tanıştılar, seviştiler, evlendiler, kız Paris'e kaçtı, gitti gezdi, oğlan çalıştı, sonra daha çok seviştiler, sonra aşık oldular, sonra kavga, sonra kız Amerika'ya kaçtı, oğlan da peşinden gitti, happily ever after, the end'in ötesinde bir kurgu görsek fena olmazdı.

“I hope you’ll be done soon,” I tell him, pressing my hand to his face and, unable to resist, stroking his bottom lip with the pad of my thumb in his signature, soothing move. “I hope it won’t always be like this. I like it when you’re here with me.”
He closes his eyes, exhaling slowly as he smiles. “You sound like a real wife when you say that.”

Özetle; Sweet Filthy Boy bir contemporary romance romanından bekleyebileceğiniz her şeyi ve daha fazlasını içeren bir kitap. Biraz boş zamanınız varsa bir şans verebilirsiniz, elinize geçecek çoğu aşk romanından daha keyifli olduğunu söyleyebilirim. Gönlüm dört vermeye razı olmasa da 3.5/5.

***

Alıntılar:
“I’m sorry we’re so loud. I’m going to blame Finn. He’s Canadian, so I’m sure you understand he’s a savage. And Oliver is an Aussie. Also horribly uncivilized.”
“A Canadian, an Australian, and a Frenchman throw a rager in a hotel room?” I ask, fighting a smile despite my better judgment.
***
“I’m sorry to bother you but my wife,” he says, and then pauses. With the last word he says, my heart begins to hammer. “The one who now got sick? She’s started her . . . cycle? And I’m wondering if you keep any, or rather if you have . . . something? You see this all happened a bit fast and she packed in a hurry, and before that we were in Vegas. I have no idea why she came with me but I really really don’t want to screw this up. And now she needs something. Can she, uh,” he stutters, finally saying simply, “borrow quelque chose?” I cover my mouth as he continues to ramble, and I would give anything in this moment to see the expression of the flight attendant on the other side of this door. “I meant use,” he continues. “Not to borrow because I don’t think they work that way.”
I hear a woman’s voice ask, “Do you know if she needs tampons or pads?”
Oh God. Oh God. This can’t be happening.
“Um . . .” I hear him sigh and then say, “I have no idea but I’ll give you a hundred dollars to end this conversation and give me both.”
***
“I don't want you to leave without me. A wife belongs with her husband, and he belongs with her. I'm always selfish with you, asking you to move here, asking you to wait until it's good for my career before you leave, but there it is.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder