11 Nisan 2015 Cumartesi

Kitap/İnceleme: The Impossible Knife of Memory - Laurie Halse Anderson


The Impossible Knife of Memory
Laurie Halse Anderson

Orijinal Basım Yılı: 2014
Çevirisi Yok

Goodreads Puanı: 3.94/5
Benim Puanım: 2/5









Laurie Halse Anderson, adını neredeyse ısrarla duyduğum bir yazar. Uzun bir zamandır Speak adlı kitabına göz dikmiştim, bir süredir de Wintergirls'ü okumak istiyordum (herhangi birinin çevrilip çevrilmediğini bilmiyorum); en son katıldığım bir challenge için okuyabileceğim kitaplar içinden bunu seçtim, şimdi de buradayız.
Bu kitabı okuduğuma pişman mıyım? Değilim. Yine olsa yine yapar mıyım? Hayır.
I turned the page in Slaughterhouse Five, a forbidden book at Belmont because we were too young to read about soldiers swearing and bombs dropping and bodies blowing up and war sucking.
Başta, yetişkinlerle sürekli olarak çeşitli sorunlar yaşayan, dünyaya bir garezi olan, kendilerini tanımlamak için kelimenin asıl anlamı dışında 'ergen' dediğimiz kitleyi bir türlü anlayamadım. Zamanında ben de ergen oldum, orası doğru; ama artık ben o evreyi biraz fazla mı hızlı geçirmişim, yoksa bunlar mı benden farklı geçiriyor bilmiyorum; ama ne bağlantı kurabiliyorum, ne tam olarak anlam verebiliyorum, arada bir yerlerde bir şeyler. Haliyle bütün bunları anlattıktan sonra ana karakterle (kızın adını hatırlamıyorum ve aramakla uğraşamam -derken aklıma geldi, Hayley) hiçbir bağlantı kuramadığımı söylememe şaşırmazsınız. Öyle ki, kitaba fazladan dikkat edip kızın lise son sınıfta ve 17 yaşında olduğunu öğrenene kadar 14 yaşında olduğunu düşünüyordum. Durum o kadar kötü.

Sorun şu ki, 'sorun şu ki' dedikten sonra sayabileceğim şeyler hayli uzun bir liste çıkarabileceğim sayıda. Ana karakterin saçmalığı, yan karakterlerin de ondan iyi olmaması, kitabın gayet tuhaf ve dengesiz bir kurgusu olması (ki aslında bunu iyi bir şey olarak da sayabilirmişim gibi geliyor, sonuçta kitap ana karakterin dengesiz hayatına odaklanıyor zaten), kitabın sonu... Bu saydıklarımın hepsinde sevdiğim en az bir yan vardı; ama şikayet etmemi önleyecek türden değil.
Odysseus had twenty years to shed his battle skin. My grandfather left the battlefield in France and rode home in a ship that crawled across the ocean slowly so he could catch his breath. I get on a plane in hell and get off, hours later, at home.
- Andy 
Kitap, özellikle karakterler ve en başta da Hayley hakkında uzun uzun şikayet edesim olsa da hava bunun için fazla güzel ve ben de bayağı iyi bir ruh halindeyim, o yüzden kitabın iyi yönlerine odaklanacağım. Şimdilik.

Kitapta en çok sevdiğim şey, Andy'nin (Hayley'nin babası olur kendileri) ağzından birkaç kısacık bölüm de içermesi. Bir üstteki alıntı da bunlardan birinin bir kısmı. Kendimi Andy'ye daha yakın hissetmeme yardımcı oldu diyebilir miyim bilmiyorum, ana karakter her şeyden o kadar şikayetçi ki kendinizi kızın ileride sevgilisi olan Finn dahil herkese karşı soğuk, dört duvarla çevrilmiş halde buluyorsunuz. Bir şekilde davranışlarını nispeten biraz daha tolere edilebilir bulmama yardımcı oldu deyip anlaşalım.

Bunun haricinde, her ne kadar biraz fazla 'sassy' ve 'bitchy' olsa da, Hayley'nin bazı cümlelerini ve Finn'le olan diyaloglarını sevdim. Birkaç yerde hafifçe de olsa kahkaha attığımı da itiraf ediyorum. Hayley'den daha katlanılmaz olabilecek tek karakter olan Gracie'nin bile zaman zaman eğlenceli olabildiğini kabullenmeliyim. (On beş dakika sonra) Deminden beri düşünüyorum, bu paragrafa ekleyebilecek başka bir şey bulamıyorum. Bu kadar herhalde.
"The board is on the fence about releasing the money for the paper; the last thing we need is to upset them with an actual opinion about something that matters."
Özetle, önereceğim bir kitap değil. Bende pek bir his yarattığını söyleyemem, buna ek olarak yer yer sıktığı da söyleyebilir. Teknik sıkıntılara hiç girmiyorum, yukarıda bir yığın bir şeyler yazdım zaten. Siz gelin vazgeçin bu işten. 2/5

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder