23 Nisan 2015 Perşembe

Kitap/İnceleme: Fallen Too Far - Abbi Glines


Fallen Too Far
Rosemary Beach #1; Too Far #1
Abbi Glines

Basım Yılı: 2012

Goodreads Puanı: 4.26/5 (Yuh artık)
Benim Puanım: 0/5








Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.
Kendime, bu kitap hakkında hiçbir şey yazmayacağıma, hatta onu okuduğumu bile unutacağıma ve hayatıma devam edeceğime dair söz vermiştim. Ne var ki dayanamadım. Bir insan nasıl bu kadar kötü yazabilir be? Nasıl bastırdı demeyeceğim, ilk basımı self-published zaten de yetmez gibi kaç dile çevrilmiş, ki yanılmıyorsam Türkçe baskısı da çıkacaktı. İnsaf yani.
“Your instant reaction to being scared is to pull out a gun on someone? Damn girl, where are you from? Most girls I know squeal or some shit like that.” 
- Grant
Şimdi, Blaire diye bir hanımkızımız var. Babası beş yıl önce çekip gitmiş, annesi de üç yıl kanserle boğuştuktan sonra ölmüş, kız da onun tedavi masraflarını ödemek için evleri dahil her şeylerini satmış, kalacak yeri olmadığı için de son çare babasının yanına taşınıyor. Bir de Cain var, bunun eski sevdiceği, kız sürekli annesiyle ilgileniyor, ona zaman ayıramıyor diye o da basıp gitmiş diğer kızlara. Şu anda tek paragrafta kızın kitap boyunca tekrar tekrar söyleyerek okuyucuya ezberlettiği şeyleri özetledim size. Ne demek, vazifemiz.

Bir de Rush var, bizim Blaire'in babasının evlendiği kadının kocalarının birinden olma üvey kardeşi (kadın dört kez evlendiği için üvey kardeşten bol bir şey yok ortalıkta bu arada). Sözü geçen baba anneyle tatile çıktığı için evde yalnızca Rush var, Rush da parti veriyor o sırada, bunun yüzüne pek bakmıyor, şurada merdiven altında küçük bir oda var (aklında Harry Potter gelmeyen var mı burada?), bir ay kadar boş kalacak, git orada kal bir ay, başka yerde kalmana yetecek kadar para biriktir, sonra da git diyor. Kız habire teşekkür ediyor, özür diliyor; yani yazar kızı ezik, zavallı, oğlanı muhteşem göstermek için elinden geleni ardına koymamış. Habire böyle üzgün üzgün gülümsemeler, geçmişinden bahsetmeler, kendini acındırmalar... Of of of.

Olay örgüsünün de karakterlerden çok daha iyi değil. Buraya kadar kızın nasıl ev bulduğunu anlattım, gelelim kızın kendine bir iş bulmasınaa. Kız gidiyor bir golf kulübüne, ben şu ilan için gelmiştim diyor, kadın buna bir bakıyor, iyi iyi güzelsin sen, böyle yüz bulmak zordur, gel sana düzgün bir üniforma bulalım da hemen başla, evrak işlerini sonra hallederiz diyor. Ciddiyim. Zaten kitap boyunca sırf kız güzel diye herkes kendini bunun kollarına atıyor, Rush da bunu tek tek herkesten kıskanıyor. 

Zaten Rush ve Blaire'in ilişkisi o kadar saçma ki. Kitap boyunca aklımda Edward Cullen/Christian Grey sahneleri uçuştu durdu, özellikle de Rush'ın ısrarla ben senin için şöyle kötüyüm, böyle zararlıyım, sen masumsun, el değmemişsin, çok da temizsin bak modlarına girip girip sonra yine kızı en azından öptüğü yerlerde (bakınız: alttaki alıntı). Zaten kitaptaki bütün üvey kardeşlerin birbirine yavşaması da ayrı konu. Koca kitapta tek Grant'i sevdim, o da nedenini henüz çözebildiğimden değil. Bir çeşit abi havası var onda, ondandır belki. Diğer karakterlerin hepsinden tek tek nefret ettim böyle. (Evet, bu seriye devam etmeyeceğim anlamına geliyor.)
“Blaire, I’m not a romantic guy. I don’t kiss and cuddle. It’s all about the sex for me. You deserve someone who kisses and cuddles. Not me. I just fuck, baby. You aren’t meant for someone like me.”
Özetle, önermem. Ben o ortalamaya kandım, okuduktan sonraysa neden bu kadar zahmete katlandım ki dedim, ben yandım bari siz yanmayın. 0/5

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder