27 Aralık 2013 Cuma

Kitap/İnceleme: Angellfall/Meleğin Düşüşü - Susan Ee




Angelfall/Meleğin Düşüşü
Penryn & the End of Days #1
Susan Ee


Yayınevi: DEX
Orijinal Basım Yılı: 2011
Çeviri Basım Yılı: 2012

Goodreads Puanı: 4.29/5

Benim Puanım: 4/5







İkinci kitabın incelemesi için.
Üçüncü kitabın incelemesi için.

Buradan sonrası spoilerdan ibaret dahi olabilir, benden söylemesi.

Ana karakterimiz Penryn'le, meleklerin dünyaya inip ortalığı altüst etmeye başlamasından altı hafta sonra karşılaşıyoruz. O, annesi ve tekerlekli sandalyeye mahkum kız kardeşi Paige, günbatımında, güçlülerin kurduğu çetelerin sokakları yönettiği gündüzle en korkusuz geçinenlerin bile kapıdan dışarı adım atmaya cesaret edemediği gece arasında kaçmaya çalışıyorlar.

Karşılarına çıkan kar beyazı kanatlı melek ve onu takip eden beş diğer melekle birlikte planları suya düşüyor. Melekler, gözlerinin önünde beyaz kanatlının kanatlarını kestikten sonra Penryn ve Paige'i fark ediyor ve giderken Paige'i de yanlarında götürüyor. Penryn'in öncelikleri tamamen değişiyor. Birinci hedef kardeşini meleklerden geri almak ve bunun için yardım alabileceği tek kişi, geride bıraktıkları yaralı melek.

Zavallı meleğimizin adı Raffe. Sokağın ortasında kan kaybından ölmek üzereyken Penryn yaralarını sarıyor ve sağlığına kavuşmasına yardımcı oluyor. Kısa süre sonra ikisi de birbirlerinin amacına giden yol oluyorlar: Penryn meleklerin bulunduğu yere gitmek ve kardeşini bulup kurtarmak istiyor, Raffe'yse kanatlarını geri almak ve eski gücünü kazanmak.

***
"Yani kötü şeytanlar gibi mi? Demek istediğim, meleklerden de mi kötüsü var?"
"Melekler kötü değildir."
"Doğru ya. Nasıl da çıkmış aklımdan? Ha, dur. Saldırıp bizi yok ettiğiniz için olabilir mi acaba?"
 ***
Meleğin Düşüşü, ne tam olarak genç yetişkin romanı, ne de klasik anlamda bir distopya. Güzelliği de buradan geliyor zaten. (İnceleme aktarılırken yapılan düzeltme: Nasıl değil, bildiğin distopya işte)

Kitap, on yedi yaşındaki Penryn'in ağzından anlatılıyor. Yaşına bakmayın, birinci tekil anlatıma rağmen bir ergenin zihnine girmişiz gibi hissetmiyoruz, karşımızda yetişkinliğe adım atmış, sorumluluk sahibi bir karakter ve amaç odaklı bir zihin var. Ne yapsam da amacıma ulaşsam düşüncesini kitabın her anında hissediyoruz.
***
"Yarı tanrı konumumla asla dalga geçmem." 
"Aman. Tanrım." Fısıldamayı unutmuştum, sesimi alçalttım. "Sen düşünebilen bir kuştan başka bir şey değilsin. Tamam, biraz kaslısın, bu su götürmez, ama bil yani, kuş evrim geçirmiş kertenkeleden başka bir şey değildir."
***
Kitapta dikkatimi çeken ilk şey, senaryonun işlenişi oldu. Yazar, genç yetişkin romanlarında alıştığımız aşk odaklı, bir sevişseler de rahatlasak dedirten olay örgüsünden uzak durup asıl olayları ön plana çıkarmış. Hatta kitapta romantik sahne yok denecek kadar az. İçimizi ısıtan bir iki sahne var, onlar da yetiyor zaten.

Karakterler çok iyi düşünülmüş. Elimizde her koşulda kardeşini kurtarma planları kuran, azimli bir kadın karakter ve amaçlarına ulaşmak için elinden geleni ardına koymayan bir erkek karakter var. Ana hatlarıyla baktığımızda, tam anlamıyla birbirini bulmuş karakterlerin didişirken bile birbirini korumaya, birbirinin yanında olmaya çabalamasını keyifle izliyoruz. Diğerinin öldüğünü sandıklarında bile öylece bırakıp gidemeyişlerini izlemek yürek parçalamıyor ama içimizi acıtıyor. Kısacası önümüzde baskın bir aşk yok ama kitap duygusal yönden kesinlikle zayıf değil.

***
Raffe boş zamanlarında televizyon izlemek dışında neler yapıyordu, diye düşündüm. Onu yorucu bir savaşın ardından kanepeye oturup, rahatlamak için insanların TV programlarını izlerken hayal edemiyordum. Ev hayatı nasıldı acaba?
*** 
Beğendiğim bunca şeye rağmen, dört dörtlük bir kitap denemez. Okuduğum koşullardan -yorucu bir günün ardından dolu bir otobüste, devrilmemeye çalışarak kitap okumak pek de kolay sayılmaz- kaynaklı da olabilir ama ne ara bittiğini anlayamadığım, kapılıp gittiğim romanlar arasına giremedi. Dahası son bölümleri, kalanına kıyasla oldukça zayıftı. Tamam, ne kadar heyecanlı olay varsa en sonlardaydı; ama olay örgüsü bende birbiri üstüne yığılmış olaylar silsilesi hissi yaratmaktan öteye geçmedi.

Özetle, ikinci kitabı heyecanla beklemiyorum ama yarım bırakılacak cinsten bir seri de değildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder